İNSANSI BİR ALLAH İNANCI

İnandığımız Allah’ı insan gibi düşünmek.

 

İnsan gibi gören, insan gibi işiten, insan gibi konuşan, insan gibi bilen, insan gibi öfkelenen, intikam alan, kimini seven, kimini sevmeyen bir Allah inancı..

 

Dilediğine rızkı bol veren, dilediğine rızkı kısan…

 

Dilediğine hidayet veren, dilediğini saptıran bir Allah inancı..

 

Çok tanrılı inançlardan gelen; öfkelenen, gökten taş yağdıran, tehdit eden, intikam alan, rızkı kesen, göklerden şimşek atan, bizden dua bekleyen, ibadet bekleyen, yapmazsak kızan cezalandıran bir Allah inancı doğru mudur?

 

İnsansı bir Allah inancı doğru bir inanç mıdır?

Aşağıda yazılı olanlar Allah’a olan bir isnat değildir.

 

İnanç dünyasında inandıklarımız ve Kur’ân meâllerinin çevrimi ile ilgilidir.

Kızan, öfkelenen, intikam alan bir Allah inancı, aynı insan gibi..

Zuhrûf Sûresi 55: Diyanet Meâli: Öfkelenen, intikam alan ve suda boğan bir Allah inancı….

İstediğine hidayet verir, istediğini saptırır. Hem saptırır hem de saptırdığını cehenneme atar..

İbrâhîm Sûresi 4: Dilediğine hidayet eden, dilediğini saptıran bir Allah inancı…..

 

Dilediğini saptıran yani kâfir yapan ve sonra da onu perişan eden bir Allah inancı…

 

Kimine bol rızık verir, kimine vermez….

Zümer Sûresi 52: Allah rızkı dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar.

İnsanların tarlalarını çalarsak, onların mallarına çökersek, onların ve onlardan gelen nesillerin rızkı az olursa bunun sebebi Allah mıdır?

 

Oysa Allah hepimize eşit derecede su, hava, toprak sunmadı mı?

 

Tevbe Sûresi 2: Kafirleri perişan eden bir Allah inancı,…

Bu inanca göre sorgularsak;

Kişiye hidayet vermeyip kâfir eden de kendisi değil mi? Kafirleri Müslüman etmeye gücü yetmiyor mu?

Lanetleyen, sağır eden, kör eden bir Allah inancı…

Muhammed Sûresi 23 Diyanet: İşte bunlar, Allah’ın kendilerini lânetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.

 

Bakara Sûresi 142: Beyinsiz diyen bir Allah inancı,

Hem beyinsiz diyor hem de dilediğime hidayet veririm diyor, demek ki onu beyinsiz yapıp hidayet vermeyende kendisi olarak inanılan bir Allah…..

Erkekleri insan yerine koyan, kadını insan saymayan,

Tahrim Sûresi 5: Erkeğe dul ve bakire eşler …

Nisâ Sûresi 4: Erkeğe; yetim kızları, ikişer, üçer, dörder kadını, yetmiyorsa cariyeleri sunan Allah inancı..

Nebe Sûresi 33: Erkeğe, memeleri yeni çıkmış aynı yaşta sayısız kız sunan bir Allah inancı…

Bir kızın memeleri 8-9 yaşında çıkmaya başlar, bu bebeleri erkeklere hemde erkek kaç tane isterse sunana bir Allah inancı….

 

Duamız ibadetimiz olmazsa öfkelenen, azap gönderen bir Allah inancı..

Furkan Sûresi 77: De ki: ‘İbadetiniz (duanız) olmasa Rabbim size ne diye değer versin?’ Ey inkarcılar! Yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır.

 

Öfkelendiğine yıldırım gönderip çarpan…..

Rad Sûresi 13: O, yıldırımları gönderir de onlarla dilediğini çarpar.

 

Gökten taş yağdıran, tehdit eden

Mülk Sûresi 17: ……… üzerinize taş yağdıran….tehdidim nasılmış bileceksiniz.

 

Taş yapan, demir yapan bir Allah inancı. İsrâ Sûresi 50

Gökten dolu yağdıran ve dilediği kimseye bunu afet olarak veren ve dilemediği kimseye afet olarak vermeyen bir Allah inancı. Nûr Sûresi 43.

 

Öfkelendiğine”Canı cıksın” diyen bir Allah inancı. Zariyat Sûresi 10

 

Dilediğini kısır yapan, dilediğine çocuk veren bir Allah inancı. Şûra Sûresi 50.

 

Evet, yüzyıllardır hep böyle okuruz, hep böyle inanır, hep böyle biliriz…

 

Kendimiz gibi olan bir Allah inancına inanıyoruz…

 

Allah bilir deriz. Âlim ismini bilen diye çeviririz.

Oysa”Âlim” ismi bilen anlamında değil, ilmin sahibi anlamında çevrilmesi daha doğru değil midir?

Tüm varlıkta satır satır yazılı olan ilim, Âlim olan yani ilmin sahibi olan Allah’a ait değil midir?

Eğer Allah bilir dersek, Allah ve Allah’n bileceği şeyler de var gibi bir anlayış içinde kalırız.

Yani Allah var bir de Allah’ın bileceği şeyler var, gerçekten öyle midir?

O zaman sorulur: Allah’ın bileceği şeyleri kim yarattı, Allah ayrı bileceği şeyler ayrı mıdır?

 

Allah’ın; “Sem’î “ve ”Basîr” sıfatları vardır.

Bunu çevirenler Allah işitir ve görür diye çevirir.

Peki bu çevirim o sıfatların anlamını tam olarak yansıtıyor mu?

 

İnsan da işitir ve görür…

Allah işitir deriz. Biz de işitiriz, bizim işitmemiz için kulağımız vardır, peki Allah’ın da kulağı var mıdır?

 

Oysa işitmeyi veren Allah’tır dememiz daha doğru değil midir?

 

Eğer Allah işitirse Allah’ın işitmesi nasıldır? Burada nasıl bir sır gizlidir?

“Sem’î” sıfatında ki sır nedir?

 

Allah görür deriz. Biz de görürüz, bizim görmek için gözlerimiz vardır, peki Allah’ın da görmek için gözleri mi vardır?

Allah’ın “Basîr“sıfatında ki sır nedir?

 

Allah en iyi görendir, diye çevirmemiz bu sıfatın anlamını tam olarak açar mı?

 

Evet, hep insan vasfında bir Allah inancı içindeyiz.

Müslüman âlemine göre yalnız onları destekleyen bir Allah inancı.

Cennete yalnızca Müslümanları koyacak, diğerlerini cehenneme atacak olan bir Allah inancı.

 

İsevî’ye göre de yalnız İsâ’ya tâbi olana destek olan, cennete yalnızca kendilerini alan bir Allah inancı..

 

Mûsevî’ye göre de aynı doğrultularda inanılan bir Allah inancı..

 

Gerçekten inandığımız Allah böyle midir?

Yoksa bizlere Allah diye anlatılanlar hep sanıdan mı ibarettir?

Peki Allah hakikati nasıl bir hakikattir?

Allah’ı gönlü bir cihette nasıl anlayabiliriz?

 

Niye hep atalarımızdan duyduğumuz bir şekilde Allah’a inanırız?

 

Biz öfkelendik mi aklımıza neden hep öfke dolu, intikam alacak bir Allah gelir?

Kızdığımız insana neden hemen” Allah onu belasını verecek” deriz.

 

Neden hep”İnsansı bir Allah inancı” içindeyiz?

 

Her kültür atalarının anlattığı bir Allah inancı içindedir…

 

İnsanların mallarına, mülklerine çökeriz, onları ve onların nesillerini fakir bırakırız ve deriz ki: Allah onları fakir yaratmış. Ve onlara sadaka göndeririz,çünkü bunu Allah’ın emri sayarız.

 

Oysa Allah herkesi eşit bir şekilde yaratmamış mıdır?

Herkese bir beden, iki göz, iki kulak, bir beyin verilmemiş midir?

 

Birileri birilerini öfkeyle öldürür, Allah onun kaderini böyle yazmış deriz.

 

İnsanları temiz olmayan besinlerle, temiz olmayan ortamlarla zehirler, büyük zulümlerle hasta eder, kanser ederiz bunu Allah’ın kaderi sayarız.

 

Allah insanları yaratır, herkes farklı farklı kültürde ve inançtadır, ama bizim gibi olmayanı kâfir ilan ederiz, Allah’ın lanetlediği topluluk olarak görürüz.

 

Ayette hakikat ne güzel sunulmuş. Allah’ı lakıyla bilemedik….

 

Zümer Sûresi 67- Allah’ı hakkıyla bilemediler, O tüm varlıktaki kudrettir. Yeryüzünde olanların hepsi kıyamete kadar O’nun tutuşundadır ve gökleri bir arada sapasağlam tutan O’dur. O noksan sıfatlardan münezzehtir ve Zâtıyla yüce olandır. Yine de Allah’ın varlığının yanında kendilerine varlık isnad ediyorlar.

Evet, Allah’ı layıkıyla bilmek mümkün müdür?

Allah nedir?

Nasıl bilinir?

Nasıl bulunur?

 

Kendi sanılarımızla kurguladığımız bir Allah’a mı inanırız.

Ki Kur’ân’da bu durum, Furkan Sûresi 43 de”Hevasını tanrı edeni gördün mü” der…

Yoksa kâinatı “Oku”yup varoluşu ve vardedeni ilmi delillere dayalı olarak anladığımız, hissettiğimiz bir Allah’a mı inanırız.

 

Kur’ân “Oku” ile başlar…

 

Yani tüm varlığın ardında varlığı ortaya çıkaran sistemi okumakla başlar her şey….

 

Varlığın; ortaya çıkışı, işleyişi, yaşam süreci, varlıktaki nitelikler, varlığı tutan kudret…..

 

Varlık nasıl var olmuştur. Vareden kimdir?

 

Kendini ve varlığı okumak, araştırmak, incelemek, ilmi delillere ulaşarak ilerlemek, asıl olan bu değil midir, bize tavsiye edilen bu değil midir?

 

İnşallah Allah hakikatini samimi bir kalble “Oku” yanlardan oluruz…

 

Rabbim bizleri kendini kendisiyle kendinde tanıyanlardan eylesin…..