TÂGÛT NE DEMEKTİR? KUR’ÂN’DA GEÇER Mİ?

 

Tâgût, Kurân’da yaklaşık 8 ayette geçer.

Peki Kur’ân, tâgûtu nasıl tanımlar.

Bakara Sûresi 257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât ulâike ashâbun nâr hum fîhâ hâlidûn

Meâli: Allah’ı dost edinen kimseler iman etmiş kimselerdir. Onlar cehaletin karanlığından ilmin aydınlığına çıkarılırlar. Hakikatleri görmemezlikten gelen kimseler ise; batıl olan şeyleri evliya edinirler, onlar ilmin aydınlığını bırakıp cehaletin karanlığına dalarlar. İşte onlar yakıp yakıcı hallere sahiptirler, devamlı o hallerin içindedirler.

Zümer Sûresi 17: Vellezînectenebût tâgûte en yabudûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ fe beşşir ıbâd

Meâli: Batıl olan şeylere kul olmaktan sakınanlara ve Allah’a yönelenlere, hakikatleri bilmenin sevinci vardır, artık onlar kulluğu anlamanın sevincindedirler.

Nisâ Sûresi 76- İman edenler, Allah yolunda hakikatleri anlamak, anlatmak için gayret gösterirler. Hakikatleri görmemezlikten gelip örtenler ise, Allah’a kul olduğunu zannedip kendi zanlarını ilah edinme yolunda olurlar, sonra da şeytani halleri dost edinip kendilerine yazık ederler. Elbette şeytani hallerde olanların hileleri zayıftır.

Kur’ân’ı incelediğimizde tâgût:

Batıl olan şeylere inanmak, 
Zanlarımızı ilah edinmek, 
Çıkarlarımızı ilah edinmek, 
Aslını bilmediğimiz şeylere göre hareket etmek,
Hevamıza göre hayal ettiğimiz ilahlara inanmak, 
Allah’ı bırakıp başkasına yücelik vermek, ondan medet ummak,

Allah hakikatini bilen, tüm soruların cevabını Allah’ta arar.
Bilir ki aradığı tüm soruların cevabı Allah’ın hakikatlerinde vardır.

Allah’ın hakikatleri kainattaki 2 canlı kitapta her an vardır.
Bunlar; insanın kendi vücud kitabıdır. Ve varlık kitabıdır. 
Allah’ın “Oku” diye bildirdiği bu 2 kitaptır.

İşte Kur’ân, bizlere aslı olmayan şeylere inanmamamızı tavsiye eder.

Batıl olan şeylerin, zanna dayalı şeylerin, uydurma olan şeylerin, çıkara dayalı inanmaların hep tâgût olduğunu belirtir.

Ayette ne güzel belirtilmiş:….. onlar ilmin aydınlığını bırakıp cehaletin karanlığına dalarlar. İşte onlar yakıp yakıcı hallere sahiptirler, devamlı o hallerin içindedirler…..

Evet, tâgût halinde olan kişiler, hep cehaletin karanlığındadırlar. İşte o halde olan kişiler, hem kendileri hem de çevresinde olan kimseleri batıla sürekler ve zarar verici hallerde olurlar.

Kur’ân’ı iyice incelediğimizde, zanna dayalı ilahlar edinmemiz, çıkarımıza göre Tanrı’ya inanmamız, batıl olan şeyleri ilah edinmemiz hep tâgût olarak adlandırılır.

Kur’ân bize” hevasını ilah edineni gördün mü” der. 
Yani kendi zannına göre kendi yarattığı Tanrı’ya inananı gördün mü, der.

Şimdi sormak gerekir acaba bizler, kendi zanlarımıza göre hayal ettiğimiz Tanrı’lara mı inanıyoruz, yoksa kâinatı ve bizleri var edene mi inanıyoruz.

Acaba toplum olarak bizler hep “tâgût” inancında mıyız?

İşte eğer bizler; aslı olmayan, batıl olan, kendi zanlarımıza göre var ettiğimiz ilahlara inanıyorsak bu “tâgût” inancıdır.

İşte eğer bizler; ibadetlerimizi çıkara dayalı yapıyorsak, bu “tâgût” inancıdır.

İşte eğer bizler; yok kadınların % 90 nı cehennemliktir, cennette erkeğe onlarca bakire, dul verilecektir inancı gibi aslı olmayan şeylere inanıyorsak, bu “tâgût” inancıdır.

İşte bizler; Dini terimlerin aslını bilmeden inanıyorsak ve ona göre hareket ediyorsak, bu “tâgût” inancıdır.

Tâgût inancında inançlar kavgası vardır. Cemaat, tarikat, mezhep bölünmeleri vardır. 
Tâgût inancında Tanrı’lar kavgası, çıkarlar kavgası vardır.

Mûsevliği din haline getirenlere sorun; Cennete kim gidecek diye, onlar da diyeceklerdir ki, yalnızca Mûseviler girecek, İseviler ve Müslümanlar giremeyecek.

İseviliği din haline getirenlere sorun; Cennete kim gidecek diye, onlar da diyeceklerdir ki, yalnızca İsa’ya tâbi olanlar girecek.

Müslümanlığı din haline getirenlere sorun; Cennete kim gidecek diye, onlar da diyeceklerdir ki, yalnızca Hazreti Muhammed’e inanan Müslümanlar girecek, asla İseviler ve Mûseviler giremeyecek.

İşte bu inanç “tâgût” inancıdır.

Tâgût inancına, Rum Sûresi 32. ayette çok güzel bir cevap vardır.

Meâli: Onlar dini bölen kimselerden oldular ve bütün hepsi tarikatlara, mezheplere, cemaatlere bölündüler. Her zümre kendi inançlarıyla avunup övündü.

Evet, Kur’ân’ı iyice incelediğimizde anlıyoruz ki, aslı olmayan şeylere inanmak ve ona göre hareket etmek “tâgût” inancıdır.

Tâgût inancında hep zanlara göre hareket etmek, hep çıkarlara göre hareket etmek vardır.

Allah’ı layıkıyla bilmeden İman olmuyor.

Anlatılanlara, okuduklarımıza inanıyorsak ve bunların aslını bilmiyorsak hep bunlar “tâgût” inancıdır.

Kur’ân’ı incelediğimizde anlıyoruz ki tâgût:
Allah’ı bırakıp zanna göre inanç içinde olmak
Allah’ın hakikatlerini bırakıp ilmi delilleri olmayan batıl şeylere inanmak.
Allah’ı bırakıp birilerini yüce bilmek, onlardan medet ummak
Allah inancını alet edip hep çıkar üzere hareket etmek.
Allah’a kul olmayıp, hep batıl şeylere kulluk yapmak, makam- mevki, şan-şöhrete kulluk yapmak, kulluğunu hep şahsi çıkarlara göre yapmak.

İnşallah tâgût haline düşmemeye dikkat ederiz.