ÜMMÎLİK MAKAMI

 

Kur’ân’î mânâda ümmîlik nedir?

 

Ümmîlik makamına nasıl ulaşabiliriz?

 

Hep bizlere; ümmî okuma yazma bilmeyen, diye öğrettiler.

 

Hazreti Muhammed ümmî idi yani okuma yazma bilmiyordu dediler.

 

Ümmîlik gerçekten, okuma yazma bilmiyor demek midir?

Ümmîlik diye bir makam var mıdır?

Hakikatler, ümmîlik makamına gelene mi açılıyor?

Ümmîlik makamı nedir?

 

Önce ümmî kelimesini inceleyelim.

 

Ümmî; Umm kökünden gelir.

Umman kelimesi de buradan gelir.

Umm: Ana, aslı, esası, asliyeti, özü, merkez, kaynak, saf, doğal, gibi anlamlara gelir.

Ümmî; Aslına uygun, merkeze bağlı, kaynağından beslenen gibi anlamlara gelir.

Ümmî; Anasından doğduğu saflıkta hareket eden, saflığını korumuş demektir.

 

Ümmu’l-kurâ, bütün şehirlerin, kasabaların merkezi demektir.

 

Ümmü’l-Kitâb kelimesi de ummî kelimesinden gelir.

 

Ümmü’l-Kitâb; ana kitâb, bütün kitapların kaynağı, aslı ve esası hiçbir şekilde değişmeyen, asıl kitâb, anlamındadır.

 

Bir örnek vermek gerekirse; göz ile ilgili kitapların ana kitabı gözün kendisidir.

Gözün ve tüm organların yaratılışının ve açığa çıkmasındaki sistem ise Levh-i Mahfuz

 

Ümmü’l-Kitâb; Ana kitap demektir, yani bu alemin açığa çıkmadan önceki yazılı olduğu sistem ümmül kitâbdır.

Kâinatta var olmuş ve var olacak olan tüm varlığın sistemi, ana kitapta vardır ve zamanı gelince bir bir açığa çıkar.

 

Râd Sûresi 39: ……..ve inde hu ummul kitâb

Meâli: ……..ana kitap O’nun katındadır

 

Bakara Sûresi 78: Ve minhum ummiyyûne lâ yalemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn

Meâli: Onlardan kitap nedir, geldikleri asliyet nedir bilmeyenler vardır. Onlar sadece inanırlar ve onlar ancak zanlara tabidirler.

 

Âl-i İmrân Sûresi 20:…..vel ummiyyîne e eslemtum…….

Meâli: …..Aslınızın geldiği yere teslim oldunuz mu?…….

 

Âl-i İmrân Sûresi 75……kâlû leyse aleynâ fîl ummiyyîne sebîl…

Meâli: ……Derler ki: Biz o saflık içinde olanlardan değiliz. …….

 

Cum’a Sûresi 2:…..fî el ummiyyîne….. anasından doğduğu saflıkta, ….

 

Kur’ân’ı dikkatlice incelediğimizde anlıyoruz ki, ümmîlik, okuma yazma bilmeyen demek değildir.

 

Kur’ân’da ümmîlik; asliyet, asıl olan, ana kaynak anlamında, anasından doğduğu saflıkta anlamında kullanılmıştır.

 

Ümmî, anlıyoruz ki okuma yazma bilmeyen demek değildir.

Aslına bağlı olan, tüm saflığıyla Hakk’a bağlı olan demektir.

 

Ümmîlik makamına ancak ve ancak,tüm fena hallerini temizleyen, anasından doğduğu saflığa ulaşan, gönlünde zerre kadar kötü bir hâl, düşünce taşımayan kişi gelebilir.

Gönlünü tertemiz etmeyen, saflığa ulaşmayan Allah’ın hakikatlerine ulaşamaz.

 

Kendi fena halleri hakikatlere perde olur.

Bir hor bakış bile hakikatleri anlamaya perde olur.

 

Ümmîlik makamına gelen, hakikatleri zahirde din adına yazılan kitaplardan değil, Allah’ın canlı kitabı olan varlığın tertemiz kaynağından okur.

Ümmîlik makamına gelmek için yapılacak olan, gönlümüzü tertemiz yapabilmektir.

 

Hazreti Muhammed’e, ümmî denmesinin sebebi,onun gönlünün annesinden doğduğu saflığı taşıması ve hakikatleri kaynağından aktarmasıdır.

Çünkü hakikatler ancak ve ancak ümmî olana açılır.

 

İşte, Hazreti Muhammed hakikatleri bizlere, okuduğu kitaplardan değil, okuduğu canlı kitaptan vahy olarak aktardı.

 

Yoksa Hazreti Muhammed okuma yazma bilmiyordu, hesap kitap bilmiyordu diyenler onun beşeri yönüyle ulvî yönünü karıştıranlardır.

 

O ulvî yönüyle tüm saflığıyla Allah’a bağlıydı, onun vahy sistemine bağlıydı, oradan sunulanları aktarırdı.

 

Beşeri yönüyle okuma yazma biliyordu, hesap kitap biliyordu, bir çok dili biliyordu.

Selman-i Fârisi ile ve yanına gelen yabancılarla onların dilleriyle onlarla sohbet ettiği hep bilinir.

 

Çünkü onun hayatı kervanlarla ticaret yaparak geçti.

Değişik beldelere, ülkelere yolculuk etti.

O güzel insan beşeri ilimlere de vâkıftı.

 

Onun soyundan gelen,torunun oğlu Zeynel Âbidin’in oğlu Muhammed Bâkır’ın oğlu Cafer-i Sâdık bir çok talebe yetiştirdi.

 

Câfer-i Sâdık tüm üstatların hocasıydı.

 

Babası Muhammed Bakır da, beşeri konularda üstattı, oğlunun yetişmesinde büyük katkısı vardır.

Bu silsileler boyu böyle devam ediyordu.

 

Dehaların dehası diye bilinen Câbir bin Hayyan’nın hocası, Câfer-i Sâdık idi.

İşte, Câfer-i Sâdık Hazreti Muhammed’in eğitiminden gelen torunlarından biridir.

 

İşte ümmîlik bizlere anlatıldığı gibi değildir.

Ummîlik okuma yazma bilmeyen demek değildir.

 

Anasından geldiği gibi kalmış,annesinden geldiği saflıkta olan, hakikatleri asıl kaynağından alan demektir.

 

Allah’ın kainattaki vahy sistemine ulaşmak ancak ve ancak tertemiz gönlü olana, çocuk saflığında olana nasip olur…

 

Hazreti Mûsâ’ya Tuva-da nalınlarını çıkar, asanı bırak demekteki hikmet, çocuk saflığına gel, tüm kirlerinden, seni kirleten tüm batıl düşüncelerden temizlen anlamındadır.

 

Ancak çocuk saflığına gelen, Allah’ın hakikatlerini kaynağından aslına uygun olarak okuyabilir.

 

Çocuk saflığına gelmek; içinde zerre kadar kötülük, fitnelik, büyüklük, gurur, kibir, ayrımcılık, çıkarcılık, yalan, gibi zarar veren haller taşımamaktır.

 

Hazreti Muhammed devrin en zeki insanıydı, en güzel gönüllü insanıydı, tertemiz bir gönüle sahipti, bir bebek misali masum bir gönüle sahipti.Yani “ümmî” idi.

 

Ona, ümmî denilmesindeki hikmet, anasından doğduğu saflıkta bir gönüle sahip olması, tertemiz halleri taşıdığından dolayı idi ve hakikatleri kaynağından tertemiz aktarması idi.

 

O bizlere kendi hevasından asla konuşmadı..

 

Hep “vahy” sisteminden aldığı hakikatleri aktardı..

 

Necm Sûresi bizlere bu hakikati çok muhteşem sunuyor..

 

Bir kişinin hakikati kaynağından okumasına engel olan şeyler; gönlündeki gurur, kibir, bilmişlik, ayrımcılık,dedikodu, birinin arkasından çekiştirmek, mal-mülk, şan-şöhret, dünya menfaati gibi halleridir.

 

Ümmîlik makamına gelmek için tüm bu hallerden temizlenmek gerekir.

Ümmîlik makamına gelen, Levh-i Mahfuza ulaşır ve hakikatleri oradaki Ümmü’l-Kitâb-dan okur.