ŞÜPHE- MÜTEŞÂBİH- MUHKEM

Şüphe ne demektir?

Kur’ân’i mânâda şüphe ne demektir?

Hep şüphe kelimesini; kuşku, endişe, tereddüt, ikiliğe düşmek, güvensizlik, inanıp ve inanmama arasında gel git duygusu diye öğrendik.
Hatta dini kitaplarda; kişinin içini kemiren korkunç bir hastalıktır, diye okuduk

Oysa Kur’ân’i mânâda şüphe, ilâhî bir düşünce olarak karşımıza çıkıyor.

Şüphe: Hakikati arama duygusu, aslına ulaşma düşüncesi, gerçeği sorgulama duygusu anlamında kullanılması aslına daha uygun oluyor.

Şüphe, teşbih, müteşâbih, müşabehet, teşâbeh, teşâbüh aynı kökten gelen kelimelerdir.

Âl-i İmrân Sûresi 7: … muhkem.. muteşâbih…..teşâbeh……

“Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbeh minhubtigâel fitneti ……” “Ki O’dur tüm varlığı bir kitap olarak sana sunan, ondaki işaretler sapasağlamdır. O işaretler ana kitaptandır. Ayrı gibi görünen şeyler zahirde farklı gibi görünse de özde aynıdır. Fakat kalblerinde hakikatlerden sapmaya meyilli olanlar, öze değil zahire tâbi olurlar….”

Muhkem: Muhkem olan, hakim olan, noksansız, delilleriyle sapasağlam tutan, sağlam kılınmış, kuvvetli, sıkı sıkıya tutan gibi anlamlara gelir.

Muteşâbih: Birbirine benzeyen, zahirde farklı özde aynı olan, varlıkta birbirine benzeyen yönler,
Vech-i şebeh: Benzetme ciheti.
Teşbihât: Benzetmek, benzetilmek,

Müteşâbih; her varlıktaki birbirine benzeyen yönler.

Şöyle düşünelim;
Her varlıkta bir işleyiş var mı, var.
Her varlıkta nitelikler yönünden bir benzeyiş var mı, var.
Her varlığın bir beden yönü var mı, var.

İşte bu benzer yönleri düşünmenin adı “şüphe”dir.

Karşıdan gelen birini bir tanıdığa benzetmek,şüphedir.
Acaba bu gelen Ahmet’mi diye şüphelenmek, doğruyu arama duygusudur.
Yani gelen kişinin Ahmet’mi değil mi arayışının duygusunun adı şüphedir.

Muteşâbih kelimesi de buradan gelir.

İşte Kur’ân’î mânâda muteşâbih; varlığın birbirine benzeyen yönlerine bakıp, varlığı inceleyip, varlıktaki ortak noktaları görüp varoluşu okumanın açılımını anlamındadır.

Muhkem; varlığa hakim olan, varlıkta sapasağlam işaretlerle varlığa hakim olanın gösterilmesidir.

Varlığın dış yüzünde kalırsak, varlığın iç yüzünü göremezsek, tüm varlığın geldiği tek özü ve o tek öze ait olan tek gücü anlayamayız.

İşte muhkem, varlığı sapasağlam tutan, varlığa hakim olan niteliklerdir.
Yani varlıkta; fiil, hayat, ilim, kudret, gibi niteliklerin varlığa hakimiyetidir.

Muteşâbih ise; varlığın birbirine benzeyen yönleridir.

Her varlıkta olan, hayat, ilim, irade, kudret, işleyiş cihetiyle birbirine benzemektedir.

İşte biz bu benzeyen yönleri anladığımızda bunların hepsinin bir kaynaktan geldiğini, bir kaynaktan idare edildiğini de anlarız.

Mesela bir bayram yerinde yüzlerce renk renk farklı ebatlarda, lambalar olsa, her lambadaki ışığın benzer ciheti vardır.
Ama her lambayı da aynı elektrik çalıştırır.

İşte lambaların ışıklarının benzerliği “müteşâbih”cihetidir.

Tüm lambaları çalıştıran, tek elektrik ciheti “muhkem”cihetidir.

“Bu ışıklar birbirine ne kadar benziyor” diye düşünmek “şüphe” cihetidir.

Şüphelenmek, bizlere anlatıldığı gibi bizi inkara götürmez birliğe götürür.
Şüphelenmek, hakikati aramanın, sorgulamanın ilk adımıdır.

İşte, varlığın dış yüzünde, yani toprak cihetinde kalmamalıyız.
Varlığın dış yönü bizi aldatmamalıdır.
Varlığın dış yönünde yani toprak yönünde kalırsak, yani varlığın dış elbisesinde kalırsak bizde”iblis hâli” açığa çıkar.

Varlığın dış yüzüne değil, iç yüzüne bakmalıyız.
Varlıktaki benzer yönleri anlamaya çalışmalıyız.
Varlığın iç yüzündeki şehri anlamalıyız.
Varlığın iç yüzündeki işleyişi, nitelikleri tefekkür etmeliyiz.
“İkra” ayetinin hakikati de, varlığın iç yüzünü okumak, araştırmak, anlamaya çalışmaktır.

İşte şüphe; hakikati aramanın ilâhi düşüncesidir.
Müteşâbih; varlığın birbirine benzeyen yönleridir.
Muhkem; varlığa hâkim olan sıfatlardır.

Tüm varlıktaki işleyişi, sıfatları, vücudları idare eden ilâhî güç ise “Allah”tır.