MİR’AC

Bil ki Mir’ac; senin vücud şehrinden, Can şehrine; aşk, ilim, tevekkül, tefekkür, teslimiyet, secde içinde olan yolculuğundur…

Bil ki Mir’ac; Ûlvî bir hissiyat içinde gönül geminde irfan yolculuğundur….

Bil ki Mir’ac; senin aslına olan yolculuğundur..
Senin aslına olan yolculukta; İlmel yakîn, Aynel Yakîn, Hakkâl Yakîn boyutlarda, kendi aslın olan Hakk’a şahit olmandır.

Mir’ac; ten şehrinden Can şehrine olan gönül yolculuğudur.

Yani Mir’ac; Mescidil Harâm’dan, Mescidil Aksa’ya olan Ulvî bir yolculuktur.

Mescidil Harâm; kişinin vücut şehridir.
Mescidil Aksa; kişinin Can şehridir.

İşte Mir’ac; vücut şehrinden Can şehrine, yani Mescidil Harâm’dan, Mescidil Aksa’ya olan gönül yolculuğudur.

Mescid; secde edilen yer demektir.

Vücuttaki tüm hücreler, tüm nitelikler Can’a secde halindedir.

Kâinatta tüm varlık her an Allah’a secde halindedir.

Onun için Hazreti Muhammed: “Yeryüzü bana mescid kılınmıştır” demiştir.

Ra’d Sûresi 15- “Göklerde ve yerde olan ne varsa, istese de ve istemese de ve onların gölgeleri dahil, sabah, akşam hiç durmadan Allah’a secde ederler.”

Mescidil Harâm; hem harâm mescid, hem kutsal mescid diye adlandırılır.

Kişinin vücudunu kendine nispet etmesi haramdır, yani yasaktır.
Kişinin vücudu, vücudun sahibi olan Allah’a aittir.
Lakin kişinin vücudu aynı zamanda kutsal mescid’dir, çünkü özünde Allah’ı barındırır.

İşte, Mescidil Harâm; yani yasak mescid, kişinin vücut şehridir, kişinin kendi vücudunu kendine nispet etmesi yasaktır.

Mescidil Aksa ise; yani kutsal mescid, uzak mescid, kişinin Can şehridir. yani bedeni tutan Rûh şehridir.

Mir’ac; tenden Can’a olan Tevhîd yolculuğudur.

Mir’ac; merdivenle göğe yükselmek değildir.
Mir’ac; gönül aleminde Hakk şuuruna olan yükseliştir..

Mir’ac; insanın kendi iç alemine dönüp, kendi aslını anlama yolculuğudur.
Bu yolculuk ten elbisesinden Can elbisesine olan bir yolculuktur.

İnsan, ten ve Candan meydana gelen nûr bir yapıdır.
Bu yapının sahibi Hakk’tır.
İşte Mir’ac; Hakk’a arif olmak, Hakk’ta Hakk olmanın adıdır.

Anla ki; Mescidi el haram, senin ten vücûd’undur
Anla ki; Mescidi el aksa, senin Can şehrindir

Mir’ac; enfûsî alemimizde aslımıza ulaşma yolculuğudur
Mir’ac; varoluşu ve var edeni idrak etme yolculuğudur.
Mir’ac; Tevhîd’e ulaşma yolculuğudur.
Mir’ac: kişinin kendi beden yolunda, kendi aslını anlama yolculuğudur.
Mir’ac yolculuğunda; yol da yolcu da kişinin kendisidir.
Mir’ac; kişinin kendindeki Muhammed nuruna erme yolculuğudur.

Meâric, “mi’rac” kelimesinin çoğuludur.

Meâric Sûresi 3: “Minallâhi zîl meâric”
“Ulvî makamların sahibi Allah’tır.”

Mir’ac; her varlıkta Ulvî makamların sahibi olan Allah’ı, varlığın kendi özünde görmektir.
Mir’ac; kişinin kendi özündeki Hakk’a teslim olmasıdır.

Mir’ac, kişinin Ulvî makamlardaki idraki ilerleyişidir, yükselişidir

Mir’ac, uruç aynı kökten gelir.
“Uruc” Ulvîyette yükselmek anlamına gelir.

Mir’ac, iki kısımdır. Beden şehrinde olan ve bedensiz olan yani Can şehrinde olan.

Beden şehrinde olan Mir’ac; bedendeki tecellileri anlamanın yolculuğudur, yani beden şehrini anlama yolculuğudur.
Yani kişi, beden yolculuğunda, bedeninin işleyişi, işleteni, bedeninin nasıl var olduğunu anlar.
Bedeninin, tını yani ses yani zikir, işleyiş, sıfat ve vücud boyutunu anlar.
Buradaki anlayış şuhudî, idraki bir hissiyattır.
Ezandaki günde 20 defa okunan “Eşhedü” sırrı buna işaret eder

Bedensiz olan yolculuk; bedenin geldiği ulvî boyut.
Bu Mir’ac; Can şehrinin ulvîyetini zevk etme yolculuğudur.
Bedendeki bir damla nûrun cümle varlıkta ki bir damla nûrla birleşme yolculuğudur.
Bu yolculukta zaman yoktur, beden yoktur.
Bu yolculuk zevki bir yolculuktur.
Nur Sûresinde geçen; “Nûr üzere nûr” ayetinin karşılığıdır.

Mir’ac; kendi aslîyet yolculuğunda, Hakk’a ait makamları, kendinde görerek, kendi varlığından geçip, kendindeki nûrla nûra gark olmaktır.

İşte Mir’ac;
Kendi Ulvî alemine adım atmandır, kendi aslına yakınlaşmandır.
İlâhî düşünce ile idrakî yolculuk etmen, iki damla suyun bir damla olma yakınlığına ermendir
Gördüğün hakikatleri kalbinde hissetmendir, kalbî şuura ermendir.
Hakikatlerden zerrece tereddüde düşmemendir.
Tenezzül içinde aslına secde etmendir.
Sidretü’l-Müntehâ sırrında; Tevhîd şuuruna ermen, İnsan makamına ermen, İslâm elbisesi giymen, yaşamını Müslüman olarak devam etmendir.

Necm Sûresi:
7- 8- 9- Ve o, bütün her yerdeki Ulvîliğe yöneldi, sonra yaklaştı, daha da yakınlaştı, öyle ki aynılık derecesinde, hatta daha yakın.
10- Böylece o, ilahi düşüncenin ne olduğunu anladı, kulluğun ilahi düşüncesine ulaştı.
11- Gördüğü şeyi kalbi yalanlamadı.
12- Gördüğü şeyler için o tereddüde düşmedi.
13- Doğrusu o bir tenezzül içinde bütün her yerde hakikatleri gördü.
14- Sidretü’l-Müntehâ’da.

MİR’AC

Allah gökte deyip, gaflette kalma
Mir’acı göklere, yolculuk sanma
O’nu gökte değil, kendinde ara
Sakın kendini de, sakın O sanma

O’na mekan verip, bir yerde sanma
Senden uzak sanıp, sakın aldanma
O’nu kendinde bul, özünde ara
Sakın kendini de, sakın O sanma

Mi’râc O’na ermek, O’ndan ayrılma
Tenden cana geçmek, kendinde kalma
Senin aslın O’dur, secde et dönme
Sakın kendini de, sakın O sanma

Mir’ac Tevhîd sırrı, ikide kalma
Teni canı bir bil, birden ayrılma
Nûrdur cümle alem, sûrette kalma
Sakın kendini de, sakın O sanma