ZEKÂT NEDİR

Zekât nedir?

Zekât, neden Kur’ân’da Salât ile birlikte aynı cümle içinde geçer?

Zekât’sız salât, salâtsız zekât olamaz mı?

Zekât’ın Kur’ân’sal anlamı nedir?

Salât’ın Kur’ân’sal anlamı nedir?

Kur’ân’ı dikkatlice incelediğimizde şu anlamlar karşımıza çıkıyor.

Zekât; temizlenmek, arınmak demektir.

Temizlenmek ise, aklı tüm bâtıl bilgilerden temizlemek demektir.

Kur’ân’ı dikkatlice incelediğimizde “Zekât” ve Salât” kelimelerinin birlikte kullanıldığını görüyoruz.

Bu bizlere hakikati anlamamız için, çok önemli bir ipucu veriyor.

Zekât, Yüzekki, Tezekkâ, Zekâ, Zeki aynı kökten gelen kelimelerdir

Zekât kelimesinin kökeni; Aramice Süryanice “zky” kökünden gelen “zəkūt- זכות” kelimesinden gelir.

“zky- zəkūt- זכות”; aklanmak, temizlenmek, arınmak, beraat etmek, hayrı paylaşmak demektir.

Anlıyoruz ki zekât; din adına, Allah adına, ibadet adına öğrendiğimiz aslı olmayan, ayrımcılık içeren, üstünlük içeren, zulüm getiren tüm cehalet, tüm bâtıl olan bilgilerden aklımızı temizlemektir ve tüm kötülük düşüncelerinden arınmaktır.

Zekâ kelimesi de buradan geliyor.
Kişinin, aklını, halini, temizlemesi, hayra dönüştürmesi; zekâtını vermesidir.

Toplumda öğrendiğimiz zekât ise: dinen zenginlik ölçüsü kabul edilen miktarda (nisap) mala sahip olan kimselerin Allah rızası için ihtiyaç sahibi kişilere vermesi gereken belli miktar, diye bilinir.

Oysa zekât; zengin fakir ayrımı yapmadan, her kim olursa olsun, bâtıl bilgilerden, cehalet halinden temizlenmektir.

Zekat’ın mal ile mülk ile, zenginlik ile alâkası yoktur.

Tezkiye kelimesi de zekât kelimesinden gelir: Temizlenme, temize çıkarma, aklama. aklanmak demektir.
Yani tezkiye; tüm bâtıl bilgilerden, günahlardan temizlenmektir.

Kur’ân bize bunu çok güzel izah eder

A’lâ Sûresi 14: “Kad efleha men tezekkâ.”
“Cehalet hallerinden temizlenen kimse ise kurtuluşa erer.”

Nûr Sûresi 21: …”ve lakin Allah yuzekki men yeşâu”
“isteyen kimse Allah’ın hakikatleriyle temizlenir”

İşte zekât; temizlenmek, arınmak, zekâ sahibi olmak, düşünmek, zekânı işletmek, zeki olmak ve sonuçta aslı olmayan zulüm getiren tüm bilgilerden temizlenmektir.

Zeki olan kişi; aklını bâtıl bilgiden, zulüm getiren bilgiden temizleyen, ilim üzere hareket eden, ilimden değerler üreten kişidir.

Zekât boyutuna gelmeyen, Allah nedir hakikatine ulaşamaz.

Kişinin din adına öğrendiği tüm bâtıl bilgileri temizlemesi zekâttır.

Bâtıl bilgi yani aslı olmayan bilgi şudur:

Varlıkta karşılığı olmayan her türlü bilgi
İlme dayalı olmayan her türlü söylenti
Şahit olmadan söylenen her türlü bilgi
Uydurmalara dayalı her türlü bilgi
Ayrımcılık getiren her türlü bilgi
Zulüm getiren her türlü bilgi
Küçük görmeye götüren her türlü bilgi
Allah’ın yüceliğinin yanında, birilerini yüce, seçilmiş, gösteren her türlü bilgi
Din adına, Allah adına aslı olmayan, ispat edilemeyen her türlü bilgi
Kendi inancını, yolunu yüce görüp, başkalarının inancını küçük görmeye dayalı anlatılan her türlü bilgi

Yani kısaca; İlimsel temeli olmayan, Tevhîd-e götürmeyen her türlü inanç ve uygulamalara ait bilgilere bâtıl, aslı olmayan, zulüm getiren bilgiler denir.

İşte aklımızdan silinecek olan bunlardır.

Bâtıl bilgiler silinmeden yani zekât vermeden aklımız temizlenmez.
İlim ancak ve ancak temiz akılla bulunur.

Kur’ân’ı incelediğimizde”salâte ve âtûz zekâte” hep birlikte geçer.

Bakara Sûresi 43: “Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte verkeû mea el râkiîn”
Meâli: “Her an Hakk’a bağlılık şuuru ile hareket edin ve temizlenme içinde olup kendinizdekini paylaşın ve sıfatları anlayanlarla birlikte sıfatları anlayın.”

Ayeti incelediğimizde, salât kelimesinin yanında zekât kelimesini ve 2 defa da rükû kelimesinin geçtiğini görüyoruz.

Bunu çok ama çok iyi tefekkür etmeliyiz.

Eğer salât-ı namaz kılın diye çevirirsek, namazın içinde rükû yok mu ki bizlere 2 defa ayrıca rükû kelimesi sunulmuş?

Zekât ve salât’ın arasında nasıl yakın bir bağ var ki, bu iki kelime Kur’ân’da yaklaşık 30 ayette birlikte kullanılmıştır?

Başka bir ayette örnek vermek gerekirse:

Mâide Sûresi 55:..ellezîne yukîmûnes salâte ve yutûnez zekâte ve hum râkıûn”
Meâli: “O kimseler her an Hakk’a bağlılık şuuruyla hareket ederler ve temizlenme içinde olup kendilerindekini paylaşırlar ve onlar sıfatlarının idrakindedirler.”

Bu ayeti incelediğimizde, bir düşünme aklımızı sarıyor!

Eğer Salât bildiğimiz namaz ise; “o kimseler namaz kılarlar, zekat verirler, rükû ederler olarak çevirirsek” namaz diye bildiğimizin içinde zaten rükû var, neden rükû ayrıca verilmiş?

Yoksa salât diye bildiğimiz namaz değil de başka bir mânâ mı içeriyor?
Rükû diye bildiğimiz de, ellerimizi dizlerimize götürmek değil de başka bir mânâ mı içeriyor?

Salât kelimesinin anlamını Kur’ân’ı incelediğimizde yakalıyoruz.

Hûd suresi 87 de; “e salâtu ke” ayeti bize bunu en güzel bir anlamada sunuyor.
“Kâlû yâ şuayb e salâtu ke te emru ke en netruke mâ ya’budu âbâunâ…..”

Şuayb’e deniliyor ki: “Ey Şuayb! Atalarımızın kulluk ettiği şeyleri bırakmamızı, senin bağlı olduğun mu sana hükmediyor?”

Evet, anlıyoruz ki salât: “bağlanmak, birleşmek, bütünleşmek, Ulvî bağlılık içinde olmak” anlamındadır.

Bir vücudda; sonsuz hücrenin birbirlerine ve bir vücuda bağlılık içinde olduğu gibi, bu alemde de sonsuz varlık Allah’a bağlılık içindedir.

İşte bu bağlılığı anlamak ve bu bağlılık şuurunda yaşamak salât’tır.

Zekât veren yani aklını temizleyen kişi, cümle varlığın birbirine bağlılığını anlama yoluna girer ve cümle varlığı tutanın Allah olduğunu idrak eder.
Bu idrak sonucunda kendisi de son nefesine kadar, o bağlılık şuuru ile yaşar.
Ve hakikatlerden ulaştığı bilgileri çevresinde olanlarla paylaşır.
Ve son nefesine kadar tüm varlığın sıfatlarla donatıldığı şuuru ile yaşar.

Lokman Sûresi 4:”Ellezîne yukîmûn el salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhıreti hum yûkinûn”
Meâli: “O kimseler; her an Hakk’a bağlılık şuuru üzere hareket ederler ve temizlenme içinde olup kendilerindekini paylaşırlar ve onlar sonlarına da inanırlar.”

Fussilet sûresi 7:”Ellezîne lâ yûtûnez zekâte ve hum bil âhireti hum kâfirûn”
Meâli: “O kimseler, zihinlerini temizleyip varlıklarını sahibine teslim etmezler ve onlar sonunda hakikatleri görmezlikten gelip örterler.”

İşte anlıyoruz ki; zekât ve sâlat aynı cümle içinde birbirinden ayrılamaz.

Zekât; aklı temizlemek, tüm kötü hallerden arınmaktır.

Salât ise; varlığın birbiriyle olan bağlılığı, birliği, bütünlüğüdür. Tüm varlığın Allah’a olan bağlılığıdır.

İşte zekât veren kişi, yani tüm bâtıl bilgilerden aklını temizleyen, tüm kötülük hallerinden temizlenen kişi salât boyutuna ulaşır ve o şuurla yaşar

Anlıyoruz ki; salât boyutuna zekâtsız ulaşılmaz.