A’LÂ SÛRESİ

1-

سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى

Sebbih ısme rabbikel alâ

Sebbih : Tüm varlık O’nda, tecellileriyle, onunla olmak, yüzmek, herşeyin bir deryada olması,
İsme : Ad, isim, işaretler, belirti, delil, işitmek, sema,
Rabbi ke : Rabbinin, seni vücûdlandıran, vücûdun sahibi
El alâ : Ulvî, yüce, üst, üzere, en iyi, nimet, lütuf, ihsan,

 

1- Seni vücudlandıran; işaretleriyle, tecellileriyle, Ulvîyetiyle sendedir.

 

2-

الَّذِي خَلَقَ فَسَوَّى

Ellezî halaka fesevvâ.

Ellezî halaka : Ki O, yarattı, halk etti, var etti, oluşturdu,
Fe sevva : Düzenledi, dizayn etti, tamamladı, şekil verip düzenleyen

 

2- Ki O’dur halkeden ve şekil verip düzenleyen.

 

3-

وَالَّذِي قَدَّرَ فَهَدَى

Vellezî kaddere fe hedâ.

Ve Ellezi kaddere : Ki O dur, ölçü, kanun, güç yetirmek, takdir,
Fe heda : Hidayet, doğru yolu bulma, yol gösterme

 

3- Ki O’dur bir ölçüyle vareden, varettiği her şeyden yol gösteren.

 

4-

وَالَّذِي أَخْرَجَ الْمَرْعَى

Vellezî ahrecel mer’â.

Ve ellezi ahrece : Ki O, çıkarmak, varetti, ortaya çıkardı,
El mera : Otlak, yeşillik, diri, varlığın ortaya çıkması,

 

4- Ki O’dur tüm varlığı ortaya çıkaran.

 

5-

فَجَعَلَهُ غُثَاء أَحْوَى

Fe cealehu gusâen ahvâ.

Fe ceale hu : Sonra, öyle ki, yaptı, kıldı, etti, o
Gusâen : Atık, köpük, sürüklenip giden, hareket eden, pislik, eskime
Ahvâ : Siyah, cehalet, kötülük, haller, vaziyet, durum, değişim, ahvâl

 

5- Sonra da varlığı bir değişim içinde hareket ettiren O’dur.

 

6-

سَنُقْرِؤُكَ فَلَا تَنسَى

Senukriuke fe lâ tensâ

Se nukriu ke : Öğreteceğiz, okuyoruz, zeki, akıllı, anlayışlı, sen
Fe lâ tensâ : Artık, unutmayacaksın, anla unutma, kaldırmak, silmek

 

6- Sana tüm varlıktan hakikatleri her an okuyoruz, artık bunu anla, unutma.

 

7-

إِلَّا مَا شَاء اللَّهُ إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفَى

İllâ mâ şâallâh innehu ya’lemul cehre ve mâ yahfâ.

İlla mâ şâe allâhu : Ancak, vardır, dilediği şey, dilerse, Allah’ın kudretiyle olan
İnne-hu yalemu : Muhakkak ki o, âlim, ilmiyle vareden, ilmin sahibi
El cehre : Açık, meydanda, görünen, sesiyle duyuran, seslenen
Ve ma yahfa : Gizli, görünmeyen, hafi olan

 

7- Allah’ın dilemesinin dışında bir şey varolmaz. Muhakkak ki görünen ve görünmeyen her şeyi ilmiyle vareden O’dur.

 

8-

وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَى

Ve nuyessiruke lil yusrâ

Ve nuyessiru-ke : Kolaylaştıracağız, rahatlık, sen,
Li el yusrâ : Memnun, kolaylık, rahatlık, huzur içinde,

 

8- Ve sen, Bizi anlamanın rahatlığıyla huzur içinde olacaksın.

 

 

9-

فَذَكِّرْ إِن نَّفَعَتِ الذِّكْرَى

Fe zekkir in nefeatiz zikrâ.

Fe zekkir : O halde, bundan sonra, artık, zikret, hatırla, belirtilen, an
İn nefeati : Eğer, fayda, yararlanmak, istifade etmek, hakikatine ulaşma
El zikrâ : Zikir, anmak, hatırlamak, anlamak, anlat,

 

9- Bundan sonra hakikatlerden faydalanmak isteyenlere hakikatleri hatırlat, hakikatleri an.

 

10-

سَيَذَّكَّرُ مَن يَخْشَى

Seyezzekkeru men yahşâ.

Se yezzekkeru : Zikir, tezekkür, düşünüp anlayan, hatırla, ilâhi titreşim
Men yahşa : Kim, kimse, saygı, teslim, huşu bulan,

 

10- Hakikatleri düşünüp anlayan kimse huşû duyar.

 

11-

وَيَتَجَنَّبُهَا الْأَشْقَى

Ve yetecennebuhel eşkâ.

Ve yetecennebu-hâ : Önlemek, önüne geçmek, kaçınmak, uzak durmak,
El eşkâ : Şâki, ikilik, bedbaht olan, bozan, dağıtan, zarar veren, eşkiya

 

11- Ve o hakikatlerden uzak duran ise ikilikte kalır.

 

12-

الَّذِي يَصْلَى النَّارَ الْكُبْرَى

Ellezî yaslen nârel kubrâ.

Ellezî yasla : Ki O, kim atılacak, o tadacak, o halde olmak, temas, yaslanan, temas eden, ilişki içinde olan,
En nâre en kubra : Büyük ateş, cehaletin yakıcılığı,

 

12- Cehaletin yakıcılığında kalan o kimse,

 

13-

ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَى

Summe lâ yemûtu fîhâ ve lâ yahyâ.

Summe la yemutu : Sonra, yok, ölmek, ölümü anlayamaz, idraksizlik,
Fîy-hâ : Onun içinde, orada, o hâlin içinde,
Ve la yahya : Yaşamaz, hayat bulmaz, diri olanı anlamaz,

 

13- o hâlin içinde ölümü de anlayamaz ve diriliği de anlayamaz.

 

14-

قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى

Kad efleha men tezekkâ.

Kad efleha : Fakat, felaha erdi, başarılı oldu, kurtuldu,
Men tezekka : Temizlenen kimse, arınan, zeki, zekalı,

 

14- Cehalet hallerinden temizlenen kimse ise kurtuluşa erer.

 

15-

وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى

Ve zekeresme rabbihî fe sallâ.

Ve zekere : Zikretti, andı, hatırladı, anlayan,
İsme : İsmi, adı, işaretleri, belirti, delil,
Rabbi-hi : Rabbinin, vücudlandıran, o, kendini,
Fe salla : Arınmak, bağlanmak, temizlenmek, teslim olmak,

 

15- Kendini vücudlandıranın tüm varlıktaki işaretlerini anlayan o kimse, böylece arınmış, bağlanmıştır.

 

16-

بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا

Bel tusırûnel hayâted dunyâ.

Bel tu sırune : bilakis, fakat, öğrenci, tercih, üstün tutmak, çıkar, menfaat,
El hayate ed dünya : Dünya hayatı, yaşam, beşeri âlem,

 

16- Fakat siz dünya hayatında menfaat peşinde koşuyorsunuz.

 

17-

وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَى

Vel âhıretu hayrun ve ebkâ.

Ve el ahıretu : Sonunda, âhiret, bir şeyin sonu, yeni bir şeyin başlangıcı,
Hayrun : Hayırlı olan, faydalı, yararlı,
Ve ebka : Bâki olan, devamlı olan, sonsuz,

 

17- Hakikatleri anlayan ise hayırlı olana ve bâki olana sonunda kavuşur.

 

18-

إِنَّ هَذَا لَفِي الصُّحُفِ الْأُولَى

İnne hâzâ le fîs suhufîl ûlâ.

İnne haza : Muhakkak, bu, durum,
Le fî el suhufî : Sayfalar içinde, bilgilerinde, hayatlarında, yaşantı,
El ûlâ : ilk, evvelki, önceki, kaynağı,

 

18- Elbette bu durum evvelkilerin yaşantılarında vardı.

 

19-

صُحُفِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى

Suhufi ibrâhîme ve mûsâ.

 

Suhufi : Sayfalar, yaşamlarında, hayatlarında,
İbrahim ve Mûsâ : İbrâhîm ve Mûsâ

 

19- İbrâhim ve Mûsâ’nın yaşantılarında.