FUSSİLET SÛRESİ Fussilet

 

1- Hâ, Mîm.

2- Ortaya çıkan her varlık O’nun özündendir, O’nun nurunu yansıtır.

3- 4- Her varlık, O’nun delillerini en ince ayrıntısına kadar gösteren bir kitaptır. Bilen kimseler den olmanız için anlaşılır bir şekildedir, okunabilir bir şekildedir. Huzur veren bilgiler sunar ve hakikatleri apaçık gösterir. Fakat insanların çoğu hakikatlerden yüz çevirip kendi anlayışlarında kalır, böylece onlar duyarlar işitemezler.

5- Dediler ki: Senin bizi davet ettiğin şeylere bizim kalblerimiz örtülüdür ve kulaklarımız işitmekten yoksundur. Seninle bizim aramızda engeller vardır. Bundan sonra senin amellerin senin, bizim amellerimiz bizim.

6- De ki: Ben de sadece sizin gibi bir beşerim. Bana da hayat veren, sizi de ve beni de vareden tek var edicidir. Bundan sonra O’na yönelin ve O’nun lütuflarıyla temizlenin ve ortak koşup kendinize yazık etmeyin.

7- O kimseler, zihinlerini temizleyip varlıklarını sahibine teslim etmezler ve onlar sonunda hakikatleri görmezlikten gelip örterler.

8- Muhakkak ki iman edenlere ve dosdoğru hakk yolunda çalışanlara, kesintisiz karşılıklar vardır.

9- De ki: Gerçekten siz hakikatleri görmemezlikten geliyorsunuz. Yeryüzünde günlerinizi varoluşu anlamadan geçiriyorsunuz. İşte siz, tüm varlığı vücudlandırana karşı kendinizi rakip görüyorsunuz.

10- Yeryüzünün üstünü üreme, çoğalma yeri olarak düzenledi ve orayı bereketli kıldı ve yaşayabilmeniz için orada bir ölçüyle besinler verdi. Artık bir birlik içinde, bir güzellik içinde Rabbe dönerek, hakikatleri araştırıp öğrenme içinde olun.

11- Ulvî Âlem’in hakikatleri için kemalât üzere olun. O karışık düşüncelerde olan kimse; yeryüzü için fazlaca meyil ettik ve hakikatler için isteksiz davrandık, biz o hakikatlerin sözlerine itaat etmedik, der.

12- İşte bütün var olan her şey O’nun takdiridir. Ulvî Âlem’in yüceliği bütün zamanları içine alır ve Ulvîyetin o hükümleri bütün her şeyden her an bildirilir. Ulvî Âlem’i sıfatlarımızla bezedik, dünyadaki tüm varlıktan nurumuzu yansıttık ve koruduk. İşte var olan her şey, tüm değerlerin yüce sahibinin, ilmin sahibinin takdiridir.

13- Bundan sonra eğer hakikatlerden yüz çevirir, kendi bildiklerine dönüp giderlerse, artık de ki: Size, Âd ve Semûd kavmi gibi cehaletin içinde sürüklenip giden cahillerden olmayasınız diye hakikatleri açıklayıp uyardım.

14- Onlara bir Resul geldiğinde her yönden hakikatleri anlattı. Onlara: Eski bildiklerinizi bırakın, tapınmayın, ancak Allah’a kulluk edin, dedi. Dediler ki: Eğer Rabbimiz isteseydi elbette kuvvet sahibi birini gönderirdi. Böylece hakikatleri kabul etmeyip, sen bize gönderilmedin, dediler.

15- İşte böylece Âd kavmi, yeryüzünde hakikatleri anlamaktan uzaklaştılar, kibirlenenlerden oldular. Dediler ki: Bizden daha kuvvetli olan kimdir? Onları yaratanın Allah olduğunu bilemediler. Onlardaki kuvvetin O’nun kuvveti olduğunu anlayamadılar ve delillerimizi reddedenlerden oldular.

16- Öyle ki kendilerine verdiğimiz nitelikleri anlayamadılar. Rahatsızlık verici, yıkıcı hallerde kaldılar. Dünya hayatında onlar azabı, kötülüğü zevk edindiler, günlerini zarar verme içinde geçirdiler ve sonları da elbette azap içinde, alçaltıcı bir halde kalmak oldu ve onlar hakikatlerin yardımını anlayamadılar.

17- Semûd kavmine gelince; onlara da bizim yolumuz gösterildi. Fakat yol gösterilmesine rağmen onlar da hakikatleri görmemeyi tercih ettiler. Böylece onlar cehalete sürüklenen hallere sarıldılar. Edindikleri şeyler zarar verici, sıkıntı verici şeyler oldu.

18- İman edenler ise Bizde necat buldular ve fenalardan sakınıp şirk koşmayanlardan oldular.

19- Yakıp yıkıcı haller içinde olanlar, Allah’a karşı benlik isnat edenler, her zaman bir arada bulunurlar. İşte o hallerde olanlar birbirlerini bulurlar.

20- Böylece onlar işitmede ve onlar görmede, kendilerini tanımada o hakikatlere ulaşamadılar ve onlar yapmış oldukları şeyler sebebiyle suretlerde kaldılar.

21- Ve onlar suretlerde kaldıkları için; biz görünenlerin hakikatini bilemedik, bizi konuşturanı, bütün her şeyden sesleneni anlayamadık, dediler. O, sizi bir kez yaratandır ve aslınız olan O’na döndürüleceksiniz.

22- Siz gözlerden gizlenene şahit olamadınız. Size işittireni ve size gördüreni yok saydınız ve sizi sûretlendireni yok saydınız. Böylece zanlarda kaldınız, yaptığınız şeyler yüzünden kesrette kaldınız ve Allah’ın ne olduğunu bilemediniz.

23- Rabbiniz hakkındaki o zanlarınız sizi helake sürükler. İşte siz o zanlarla hareket ederseniz, böylece siz kaybedenlerden olursunuz.

24- Bundan sonra eğer onlar; yakıp yıkıcı hallerden kaçınır, sabırlı olurlarsa, başarılı olurlar. Eğer onlar o hallerden hoşlanırlarsa, artık onlar hakikatlere tâbi olacak değillerdir.

25- Onları bir yakınlık içinde düzenledik. Onları sıfatlandırdık. Onlar ellerini hareket ettiren güce bakmadılar. Onlar ardından gelenlere bakmadılar. Onlardan önce bilinen ve bilinmeyen nice topluluklar gelip geçti. Onlara da hakikatin sözlerini sunduk. Doğrusu onlardan da kaybedenler oldu.

26- Hakikati kabul etmeyen kimseler: Bu okunan şeyleri dinlemeyin ve onun içindeki hükmü yok sayın, belki de siz üstün gelirsiniz, dediler.

27- İşte hakikatleri kabul etmeyenler; Bizi anlayamadıklarından dolayı, elbette cehalet hallerinde kaldılar, daha fazla sıkıntılara düştüler. Elbette Bizi anlayamadıklarından dolayı, yapmış oldukları o kötülüklerin karşılığını buldular.

28- Yakıp yıkıcı haller içinde olanların, Allah’a karşı çıkıp benlik isnat edenlerin karşılığı işte budur. Ayetlerimizi kabul etmediklerinden dolayı, karşılık olarak devamlı o hallerde kalırlar.

29- Hakikati görmemezlikten gelenler derler ki: Rabbimiz! Bizi hakikatlerin dışına çıkaran, tanıdıklarımızı ve tanımadıklarımızı biz görelim, fena oldukları için onları ayaklarımızın altına alalım.

30- Muhakkak ki Bizi vücudlandıran Allah’tır diyen, sonra dosdoğru hareket eden o kimseler, kendilerindeki ve her varlıktaki gücün sahibini bilirler. Onlara korku yoktur ve mahzun da olmazlar ve onlar huzur içinde mutludurlar. Ki işte size vaat edilen budur.

31- Dünya hayatında sizin evliyanız Biziz, son anınıza kadar bu böyledir. Kendiniz için nerede ne arzu ederseniz ve siz nerede ne ararsanız oradadır.

32- Varlığı özünden vareden, lütuflarıyla temizleyen O’dur.

33- Allah’ın hakikatlerine davet eden ve iyi çalışmalarda olan ve muhakkak ki ben barış ve huzur üzere olanlardanım, diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır.

34- İyilik ve kötülük bir değildir. Kötülüğü en güzel şekilde önle. Sonra öyle olur ki, seninle o kimse arasındaki düşmanlık, samimi içten dostluk haline dönüşmüş olur.

35- Buna sabreden kimseden başkası kavuşamaz ve azimli olan, huzura sahip olandan başkası kavuşamaz.

36- Eğer saldırma gibi şeytani haller seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Muhakkak ki O işittirendir, ilmin sahibi olandır.

37- Gece ve gündüz, güneş ve ay O’nun ayetleridir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Ki onları da halkeden Allah’a teslim olun. Siz sadece O’nun kulusunuz.

38- Eğer küçük görmek gibi bir hâle düşersen; hemen seni vücudlandırana ait olan o hakikatleri hatırla. Gece ve gündüz O’nun efâl, sıfat, Zâtının tecellilerini idrak et ve onları hiç yorulmadan anlamaya çalış.

39- Sen ayetlerimizi şüphesiz görürsün. Toprak sükûn haldeyken sonra onun üzerine suyu indiririz ve bir hareketlenme ve bir kabarma olur. Muhakkak ki O, her şeyde diri olan, elbette nutfeden de hayat verendir. Muhakkak ki O, bütün her şeydeki kudrettir.

40- Doğrusu ayetlerimizin içindeki saklı olan hakikatlerimizi kim yok sayarsa, onlar Hakk’tan ve doğru yoldan saparlar. Yakıp yıkıcı hallerde olan kimse mi, yoksa ölünceye kadar hakikatlere iman eden kimse mi daha hayırlıdır? Arzu ettiğiniz şeylerde hakk üzere çalışın. Muhakkak ki O, yaptığınız şeylerden hakikatleri her an gösterir.

41- Onlara hakikatler anıldığı zaman, doğrusu onlar hakikatleri görmemezlikten geldiler ve tüm varlığın yüce bir kitap olduğunu anlayamadılar.

42- Ona ne önünde olandan ne ardında olandan batıl olan bir şey gelmez. Her varlıktan gelen hakikat, tüm varlığa hâkim olan, tüm niteliklerin sahibi olandan gelir.

43- Sana bildirilen şey, senden önceki Resullere bildirilenden başka bir şey değildir. Muhakkak ki Rabbin mağfiretin sahibidir ve sıkıntı veren müşkillerin çözümünün sahibidir.

44- Eğer tüm varlık kitabını anlaşılmayan bir halde düzenleseydik, elbette derlerdi ki: Ondaki deliller en ince ayrıntısına kadar anlaşılır olmalı değil miydi? De ki: O iman edenler için anlaşılmayan değil, anlaşılabilir bir haldedir, yol göstericidir ve kurtuluştur. İman etmeyenlerin kulaklarında ise işitme engeli vardır ve onlarda hakikati görme körlüğü vardır. İşte onlar uzak bir yerden seslenildiğini düşünürler.

45- Doğrusu Mûsâ, tüm varlığı bir kitap olarak sunduğumuzu anlayanlardandı. Fakat onlar onun sunduğu hakikatler hakkında ayrılığa düştüler. Önceden beri gelen Rabbine ait kelimeleri yok saydılar, elbette onlar kendi aralarında anlaşamadılar. Doğrusu onlar, o hakikatler hakkında şüpheler içinde kaldılar, hakikatleri endişe verici buldular

46- Kim iyilik yaparsa kendi yararınadır ve kim kötülük yaparsa kendi zararınadır. Rabbin kulları için kötülük veren değildir.

47- Onun ilmiyle belli bir vakitte çevrilip döndürülme olmadan ürünler tomurcuklanıp çıkmaz ve dişiler hamile kalmaz ve doğum olmaz. Bunlar ancak O’nun ilmiyledir. Ortak koşanlara her zaman seslenilir: Ortak koştuklarınız bunları yapabilir mi? Hakikati anlayanlar derler ki: Her şeyde yetkili olan seni anlayamamışız, her an her yerde hazır olan seni bilememişiz.

48- Hakikatleri bırakıp kendi anlayışlarına çıkanlar, önceki yöneldikleri şeylerin doğru olmadıklarını anladıklarında, anlarlar ki O’ndan başka sığınacak bir yer yoktur.

49- İnsan hep iyi şeyler istemekten bıkmaz ve eğer ona bir şer dokunursa hemen karamsar olur, ümitsizliğe kapılır.

50- Eğer o, rahmetimizden bir şey hissetse, sonra ona bir sıkıntı dokunsa, hemen bunun için; hiçbir zaman bunun başıma geleceğini sanmıyordum, ben ancak Rabbime dönenlerdenim, ben O’na ait güzellikler içindeyim, diye söylenir. Öyle ki hakikatleri görmemezlikten gelip örtenlere, yaptıkları şeylerden elbette hakikatler her an bildirilir. Elbette onlar Bizi anlayamadıklarından dolayı, kötü bir sıkıntının hissiyatındadırlar.

51- İnsan nimetlerimize kavuştuğu zaman, hakikatleri görmemezlikten gelir ve idrakten uzaklaşır ve ona bir şer dokunduğu zaman hemen bize yönelir, rahatlık ister.

52- De ki: Eğer siz Allah’a ait hakikatleri görüp, sonra görmemezlikten gelip o hakikatleri örterseniz, hakikatlerden uzaklaşıp ikilik içinde kalırsınız. O kimseden daha dalalette olan kimdir?

53- Bütün âlemde ve onların kendilerinde olan ayetlerimizi, onlara her an gösteriyoruz. Hatta kendilerinde hakikatler apaçık görülür. Muhakkak ki gerçek olan O’dur. Rabbiniz size kâfi değil midir? İşte O, bütün her şeyde, her an her yerde hazır olandır.

54- Onların hiçbir şüphesi olmasın ki, onlar her an Rabbiyle temas halindedirler. Muhakkak ki O, bütün her şeyi ihâta eden değil midir?