MÂİDE SÛRESİ Mâide

 

1- Ey iman edenler! Verdiğiniz sözü yerine getirin. Yararlı haller içinde olun. Varlığı anlamada akılsızlık içinde olmayın. Bulunduğunuz yerlerde hakikatleri arayış içinde olun, başka şeyler içinde olmayın, sadece hakikatleri araştırın ve fenalardan uzak durun. Şüphesiz Allah tüm varlığa hâkim olandır, ne varsa O’nun iradesiyledir.

2- Ey iman edenler! Allah’ın tüm varlıktaki işaretlerini yok saymayın. Ortaya çıkan kutsal olan şeyleri yok saymayın. Fedakârlıktan vazgeçmeyin. Gösteriş peşinde olmayın ve bulunduğunuz yerde fenalardan sakının. Rabbin hakikatlerini ve rızasını anlamak isteyenlere karşı güveninizi yok etmeyin. Uygun olduğunuzda artık hakikatleri bulmak için arayın, araştırın. Sizi ayartan o fena hallerinizi yok edin. Kutsal olan hakikatleri arayış yolunda size engel olanlardan uzak durun, haddi aşmayın. İyilikler üzere yardımlaşın ve fenalardan sakının, ortak koşmayın. Kötülükler için yardımlaşmayın ve düşmanlık yapmayın. Fenalardan sakının Allah’a ortak koşmayın. Muhakkak ki Allah müşkilleri hızla giderendir.

3- Size şunlar yasak edildi: Varlığı diri tutan gücün farkında olmayan hallerde olmak, kan dökücü olmak, zararlı hallerde olmak, Allah’ın hakikatlerinden gayrı şeyler içinde olmak, aldığınız nefesin farkında olmamak, öfkeyle vurup zarar vermek ve bozup dağıtmak, fakir bırakmak ve sıkıntılar, kederler vermek, gereğinden fazla yemeniz ve zekânızı işletmemeniz, putlara olan ilgiyi kesmemek ve ayrılık içinde bırakan büyü, fal gibi asılsız şeyler üzere olmak. İşte bunlar hakikatlerden sapmaktır, her an karamsarlık içinde olmaktır. Siz dini anlama yolunda, hakikatleri görmemezlikten gelen kimselerden korkmayın, Beni anlamamaktan korkun. Siz din hakkında her an bir kemalât içinde olun. Size nimetleri tastamam verdik. Siz din yolunda barış ve huzur üzere olun, rızamı anlayın. Artık kim zayıf düşse de, zorluklarda kalsa da, yine de fenalar içinde olmasın. Muhakkak ki Allah mağfiret edendir, varlığı özünden varedendir.

4- Kendilerine neyin helal olduğunu sana sorarlar. De ki: Temiz, zararsız olan şeyler sizlere helaldir. Siz bir şey bilmiyor iken, size öğretildiği gibi, sizin de bilmeyenlere öğretmeniz helaldir. Allah size bilmediğiniz şeyleri öğretti. Bundan sonra bir ilim ile beslendiğiniz o hakikatlere sahip çıkın ve her varlıkta olan Allah’ın işaretlerini anlayın ve fenalardan sakının, Allah’a ortak koşmayın. Muhakkak ki Allah tüm değerleri en hızlı bir şekilde sunar.

5- Size, temiz zararsız olan şeyler her zaman helaldir. Kitaptaki hakikatlere ulaşan o kimselerden sizin faydalanmanız helaldir ve sizi faydalandırmakta onlara helaldir. Müminlik yolunda olanların, temizlenme yolunda olanlara hakikatlerin bilgilerinden faydalandırması helaldir. Temizlenme yolunda olanların da, sizden önceki kitaptaki hakikatlere ulaşan o iyi kimselerin bıraktığı, arındırmaktan başka bir şey olmayan o bilgilerden yararlanması helaldir. Yol gösteren o hakikatlerden başka bir şeye sarılmayın. Kim hakikatleri görmemezlikten gelir inanmazsa, artık onun çalışmaları boşa gider ve o sonunda hüsrana uğrar.

6- Ey iman edenler! Her an Hakk’a bağlı olduğunuzu anlamak isterseniz, artık anlayışınızı gerçeklerle arındırın ve sizdeki gücün sahibini anlayın ve aklınızda olan o eski bilişlerinizi temizleyin. Yöneldiğiniz hakikatlerde yol almaya devam edin. İkilik hâlinden artık arının. Müşkil durumda olduğunuzda ya da bir arayışa çıktığınızda ya da birlik idrakinden fenalığa düştüğünüzde veya şehvani duyguyla yaklaştığınızda hakikatlerin ilmi ile arının ya da o arınacak ilmi talep edin ve o tertemiz güzel huzur veren mutluluğa ulaşın. Bundan böyle siz, tertemiz bir bilinç ile hareket edin ve sizdeki gücün sahibinin idrakinde durun. Allah sizlere güçlük veren değildir, fakat o irade eder ki sizler her an temizlik içinde olun. O size nimetlerini noksansız sundu. Umulur ki sizler nimetlerin sahibini bilir, teslim edenlerden olursunuz.

7- Sizin üzerinizde olan Allah’ın nimetlerini hatırlayın. Her an tecellileriyle sizin O’na olan bağlılığınızı unutmayın. İşittik ve itaat ettik dediğinizde ve siz o hakikatleri anladıkça O’na bağlılığınızı anlarsınız. Fenalardan sakının Allah’a ortak koşmayın. Muhakkak ki Allah gönüllerdeki ilmin sahibidir.

8- Ey iman edenler! Allah için kararlı, sadık, sorumluluk sahibi olun. Tanıklığınız adalet içinde olsun. Kin, nefret gibi sizi baştan çıkaracak halleri yok edin. Adaletsiz kimselerden olmayın. Her zaman dosdoğru hareket edin. Fenalardan sakınmak için o yakınlığı muhafaza edin. Fenalardan sakının, Allah’a ortak koşmayın. Muhakkak ki Allah yaptığınız şeylerden hakikatleri bildirir.

9- Allah, iman edenler ve dosdoğru hakk yolunda çalışanlara, mağfiret ve yüce karşılıklar vaat etmiştir.

10- Hakikatleri görmemezlikten gelip örtenler ve ayetlerimize karşı yalanlarda kalanlar ise, işte onlar sıfatları kendine nisbet etmenin cehaletine sahiptirler.

11- Ey iman edenler! Üzerinizde olan Allah’ın nimetlerini hatırlayın. Sizi yolunuzdan ayırmak için güç uygulayan kimselere, artık sizler onların size davrandığı gibi onlara davranmayın. Fenalardan sakının, Allah’a ortak koşmayın ve Allah’ın hakikatleri üzere olun. Varlığının sahibini bilip her şeyiyle teslimiyet içinde olanlar müminlerdir.

12- Doğrusu İsrailoğulları Allah’ın hakikatlerine sarılmak için söz verdiler. On iki kabile olan onlara, onlardan olan biri; her şeydeki diriliğin Biz olduğunu anlatıp onlara önderlik yaptı. Bildirdik: Her an sizinle beraber olan Allah benim. Eğer her an Hakk’a bağlılık şuuru üzere olursanız ve temizlenme içinde olup kendinizdekini paylaşırsanız ve hakikatleri gösterenlere inanırsanız ve onları anlamak üzere olursanız ve Allah’a olan varlık borcunuzu güzel bir şekilde öderseniz, elbette sizin fenalarınız örtülür ve elbette sizler huzurlu olursunuz, makamlarınızda bir ilim üzere olursunuz. Bundan sonra sizlerden kim hakikatleri görmemezlikten gelip örterse, artık o birlik yolundan ayrılıp, kendi cehalet anlayışlarına sapmış olur.

13- Öyle ki onlar; verdikleri sözlerde durmazlar, onlar Bizi idrak edemeyip rahmetten uzaklaşırlar ve onların kalbleri Bizi anlamadıklarından dolayı bir katılık içindedir. Onlar hakikatlerin sözlerinin anlamlarını değiştirip, onu başka anlamlara döndürürler. Onlara hatırlatılan o hakikatlerin sözlerini unuturlar. Onlardan az bir kısmı hariç çoğunu hıyanet içinde görürsün. Yine de onları affet ve iyilikle davran. Muhakkak ki iyilikler içinde olanlarda Allah sevgisi vardır.

14- Onlardan, elbette biz yardım edenleriz diyerek söz verenler oldu. Onlara hatırlatılan, huzur veren o hakikatlerin sözlerini unuttular. Böylece onlar aralarında, son anlarına kadar bir düşmanlık ve kin içinde kaldılar. Belki yakında onlar, yapmış oldukları şeylerden Allah’ın onlara hakikatleri bildirdiğini anlarlar.

15- Ey aktarılan söylentilerde kalanlar! Kitap hakkında bilmediğiniz çoğu şeyleri size açıklayan ve çok affedici olanı anlatan, hakikatlerimizi gösteren biri size gelmişti ve Allah’ın her varlıktaki nurunu ve bütün varlığın apaçık bir kitap olduğunu sizlere bildirmişti.

16- Allah’ın rızasına tâbi olup, selamete ulaşmak isteyen kimseye; Allah, hakikatleriyle her an yol gösterendir, her varlıkta yetkili olanı anlamakla onları karanlıklardan aydınlığa çıkartandır ve onlara dosdoğru hakikatin yoluna yol gösterendir.

17- Meryemoğlu Mesih Allah’ın kendisidir diyenler hakikatleri göremeyenlerdir. De ki: Bütün her şeyde irade sahibi olan, güçlü olan kimdir? Meryemoğlu Mesih ve onun annesi ve yeryüzünde olan her şey yok olup gidiyor. Yerde ve gökte ve onlarda olan her şeyde idare sahibi olan Allah’tır. Ne varsa O’nun iradesindendir ve Allah bütün her şeydeki kudrettir.

18- Dediler ki: Biz Allah’ın çocuklarıyız ve O’nun sevdikleriyiz, yalnız biz yol gösteririz ve yardım ederiz. De ki: O zaman neden fena hallerinizden dolayı sıkıntılarda kalırsınız. Hayır, siz de O’nun var ettiği kimseler gibi beşersiniz. İsteyen kimse mağfiret üzere olur ve isteyen kimse de sıkıntılarda kalır. Yerde ve gökte ve onlarda olan her şeyde idare sahibi olan Allah’tır ve her şey O’nunla sürüp gider.

19- Ey aktarılan söylentilerde kalanlar! Size hakikatlerimizi gösterenler gelmişti. Hakikatleri bilememenin zayıflığı içindeyken size bir resul hakikatleri açıklamıştı. Bize huzur veren bilgiler sunan, hakikatleri açıklayıp uyaran biri gelmedi, diye söylemeyin. Oysa sizlere huzur veren bilgiler sunan ve hakikatleri açıklayıp uyaran ve Allah bütün her şeydeki kudrettir, diye bildirenler geldi.

20- Mûsâ kavmine demişti ki: Ey kavmim! Kendinizde olan Allah’ın nimetlerini hatırlayın, içinizden hakikatleri bildirenler çıktı ve sizlere mülkün sahibi anlatıldı ve sizler bilmiyorken sizlere âlemlerin birliğinin hakikatleri sunuldu.

21- Ey kavmim! Hakikatlere dahil olun, yeryüzünü mukaddes bilin. Ki o Allah’ın kitabı sizsiniz. Geçmişinizdeki cehalet hallerinize dönmeyin, yoksa hüsrana dönmüş olursunuz.

22- Dediler ki: Ey Mûsâ! Orada zorba bir kavim var, onların olduğu yerde asla bulunmayız, hatta oradan çıkıncaya kadar, eğer oradan çıkarlarsa o zaman elbette oraya dahil oluruz.

23- Onların ileri gelenlerinden olan, Allah’ın nimetlerine karşı saygılı olan o kimseler dediler ki: Onların üzerlerine hakikatlerle gidin, artık oraya girdiğinizde elbette sizler başarılı olursunuz ve Allah için hareket edin. Böylece eğer sizler emin olanlardan iseniz, varlığın sahibinin Allah olduğunu bilip bir teslimiyet içinde olursunuz.

24- Dediler ki: Ey Mûsâ! O haller orada oldukça biz asla hiçbir zaman oraya girmeyiz. Artık sen gir ve Rabbinin verdiği güçle mücadele et, biz burada bekleriz.

25- Dedi ki: Rabbim! Kendimden ve kardeşimden başkasına sahip olamıyorum. Hakikatlerden kendi anlayışlarına sapanlarla bizim aramızda farklılıklar var.

26- Bildirildi: Bundan sonra muhakkak ki o haram şeylerde olanlar, yeryüzünde bir ömür bilgisizce o halde dolaşıp dururlar. Artık hakikatlerden kendi anlayışlarına sapanlar için üzülme.

27- Onlara Âdem’in oğullarının hakikatlerinden bahset. Hani onlar Hakk’a yakınlığı anlamak için bir yakınlık içinde olmuşlardı. Onlardan birinin hareketleri uygun, diğerinin uygun değildi. Dedi ki: Seni mutlaka öldüreceğim. Diğeri dedi ki: Doğrusu ben sadece Allah’a yönelir, fenalıklardan sakınırım.

28- Eğer sen beni öldürmek için gelirsen, ben tüm varlığı vücudlandıran Allah’a saygımdan dolayı seni öldürmek için gelmem.

29- Ben kendi fenalarımdan tövbe etmeyi isterken, sen kendi fenalarınla beni öldürürsen, ateşe sahip olursun ve işte zalimliğinin karşılığı da budur.

30- Sonra da o kendi hevâsına uydu, kardeşini öldürmek için davrandı, sonra da onu öldürdü. Böylece hüsrana uğrayanlardan oldu.

31- Sonra da Allah’ın varettiği bir karga ortaya çıktı, yeri eşeledi. O kardeşinin cesedine ne yapacağını onu görerek anladı. Dedi ki: Yazıklar olsun bana! Kardeşimin cesedine ne yapacağım konusunda bu kargadan bile aciz oldum. Sonra da pişman olanlardan oldu.

32- İşte bunları, Hakk yolunda olanlara, hakikatlerimizi anlamaları için güzelce sunduk. Kim, kendi çıkarı için bir kimseyi öldürürse ya da yeryüzünde bozgunculuk içinde olursa, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur ve kim, birinin yaşaması için gayret gösterirse, sanki tüm insanların yaşaması için gayret göstermiş olur. Doğrusu hakikatlerimizi apaçık delilleriyle gösterenler onlara geldi. Fakat onların çoğu, yeryüzünde taşkınlık içinde olanlardan oldular.

33- Allah ve o resule karşı çıkanların ve yeryüzünde bozgunculuk, ikilik çıkaranların karşılıkları şudur; kendilerine yazık etmek ya da kendi yaptıklarıyla kendilerini cezalandırmak ya da kendilerindeki gücün farkına varamayıp, hakikatlerden kesilmek ve ayrılıklar içinde olmak ya da yeryüzündeki hakikatlerden uzaklaşmak. İşte bu onların yaşamlarındaki hatalarından dolayıdır ve onlar sonunda da büyük sıkıntılarda olurlar.

34- Ancak önceden kendi yaptıkları hataları anlayıp dönen, kendilerindeki tecellileri anlayan kimseler başka. Artık, Allah’ın mağfiret eden, varlığı özünden vareden olduğunu bilin.

35- Ey iman edenler! Fenalardan sakının, Allah’a ortak koşmayın ve O’nu anlamak için vesileler arayın ve O’nun yolunda hakikatleri anlamak ve anlatmak için gayret gösterin. Umulur ki siz başarılı olursunuz.

36- Hakikatleri görmemezlikten gelenler, yeryüzünde ne varsa ve bir onun kadarı da onların olsa, bulundukları sıkıntılardan kurtulmak için hepsini feda etseler, yine de onlar ölünceye kadar o sıkıntılardan kurtulamazlar ve onlar o halleriyle acı sıkıntılarda kalırlar.

37- Onlar o yakıcı sıkıntılı halden kurtulmak isterler. Ama onlar o halden dışarı çıkamazlar ve onların bulundukları halleri hep sıkıntıdır.

38- Değerleri kendine mal edenler ve değerleri kendine mal etmeye meyledenler, artık onlar o hallerini yok etsinler. Yaptıkları şeylere karşılık olarak Allah’ın hakikatlerinden ders alsınlar ve tüm değerlerin yüce sahibinin, tüm varlığa hâkim olanın Allah olduğunu bilsinler.

39- Artık kim, yaptığı hatalardan ve yaptığı zulümlerden pişmanlık duyar dönerse ve ıslah olursa, muhakkak ki Allah tövbeleri kabul edendir. Muhakkak ki Allah mağfiret edendir, varlığı özünden varedendir.

40- Göklerin ve yerin mülkünün sahibinin Allah olduğunu bilebildiniz mi? Artık isteyen kimse, kendi cehaletinin sıkıntısında kalır ve isteyen kimse de mağfiret edeni bilir ve Allah’ın bütün her şeydeki kudret olduğunu bilir.

41- Ey Resul! Hakikatleri görmemezlikten gelenlerin o bulundukları halleri seni üzmesin. Onlar ağızları ile inandık derler, fakat kalbleri ile iman etmezler. Yalnız biz yol gösteririz diyen o kimseleri dinleyenler, yalanları dinlerler. Sana uymayan kimseler onlara uyarlar. Onlar hakikatlerin sözlerinin anlamlarını, farklı anlamlara döndürüp, size ne söylemişsek onu alın ve söylemediğimiz şeyleri almayın, diye söylerler. Kim Allah’ı anlamayı isterse, varlığı anlamak için o araştırır. Sonra da bütün her şeyin sahibinin Allah olduğunu anlar. Allah’ı anlamak istemeyen o kimselerin ise, kalbleri bir arınma içinde olmaz. Onların halleri yaşamlarında hatalar içinde olmaktır ve onlara sonunda da büyük sıkıntılar vardır.

42- O yalanlara kulak verenler ve haksız kazanç ile beslenenler, sana geldiklerinde artık onların aralarında adalet ile karar ver ve onlardan uzak dur. Onlardan uzak durursan, artık sana asla bir şey yapamazlar. Eğer onların aralarında hüküm vereceksen adalet ile hüküm ver. Muhakkak ki dosdoğru hareket eden kimselerde Allah sevgisi vardır.

43- Sana hükümleri soruyorlar. Bütün her şeye Allah hâkim iken, bütün her şeyde yasalar varken, onlar kendi bildiklerine sahipleniyorlar, sonra da onlar kendi bildiklerine dönüyorlar ve işte onlar emin olamıyorlar.

44- Yasaları bir yol gösterici olarak, cehaletten aydınlığa çıkmanız için sunduk. Bir barış içinde hareket eden nebiler, onunla yol bulan kimseler ve kendini vücudların sahibine adamış olanlar ve Allah’ın kelimelerini muhafaza edip, o hakikatlerden haber verenler de, o hakikatler üzere hareket ederler. Onlar kendilerindeki tecellilere şahit olanlardır. Bundan sonra sizi korkutan insanlara aldanmayın, beni anlamamaktan korkun. Ayetleri asla para kazanma aracı yapmayın, az bir değer de olsa sakın bir karşılık beklemeyin. Kim Allah’ın sunduğu hakikatlerle hareket etmezse, işte onlar hakikatleri görmemezlikten gelip örtenlerdir.

45- Onların bedenlerine hakikatlerimizi yazdık. Onlardaki nefs, nefsimizdir. Onlardaki asliyet, asliyetimizdir. Onlardaki dirilik, diriliğimizdir. Onlardaki işitme bizim işittirmemizdir,  onlardaki yaşam bizim yaşamımızdır, onların tüm yaşam nitelikleri aynı ile Bizimdir. Bundan sonra kim, hakikatlere içten samimi sarılırsa, artık o arınanlardan olur. Kim, Allah’ın sunduğu hakikatlerle hareket etmezse, işte onlar zalimlerdir.

46- Meryemoğlu İsâ da, yasalar üzere olan ve onları tasdik edenlerin izleri üzere hakikatlerimizi takip etti. O da, fenalardan sakındırıcı bir öğüt olan ve yol gösteren ve yasalar üzere olanların tasdiklediği ve karanlıktan aydınlığa çıkaran ve doğru yola götüren, sunduğumuz huzur veren bilgileri anladı.

47- Huzur veren bilgilere sahip olanlar, Allah’ın sunduğu hakikatler üzere hareket ederler. Kim, Allah’ın sunduğu hakikatler üzere hareket etmezse, işte onlar fâsıklardır.

48- İçinde hakikatler olan varlığı bir kitap olarak sana sunduk. Bir kitap olan varlık kitabının içindeki hakikatler, dosdoğru hakikatlerdir. Onların aralarında Allah’ın sunduğu hakikatler üzere hareket et, tüm varlığı tutan o gücü anlat. Sana sunulan hakikatler üzere ol. Sakın onların hevâlarına uyma. Hepinize doğru yolu bulacak yetenekler sunduk. Eğer Allah’ı anlamayı isterseniz, elbette hepinizin tek bir topluluk olduğunuzu anlarsınız. Siz, size sunulan şeyleri hep araştırma içinde olun. Her zaman iyi çalışmalar yolunda olun. Tüm hepinizin kaynağı ancak Allah’tır. İhtilafa düştüğünüz şeylerin aslı size her an bildiriliyor.

49- Onların aralarında iken Allah’ın sunduğu hakikatler üzere ol, sakın onların hevâlarına uyma. Onlardan bazılarının seni kışkırtmasına, ikiliğe düşürmesine izin verme. Eğer onlar yüz çevirseler de, sen her an Allah’ın sunduğu hakikatler üzere ol. Bilin ki var oluştaki irade sahibi Allah’tır. Fenalarda kalanlar birbirlerini etkilerler. Doğrusu insanların çoğu elbette ikilik içindedir.

50- Hâlâ cahiliye hallerini mi istiyorlar? Kim Allah’ın hükümlerini anlamada bir yakınlık içinde olursa, o güzellikler içinde olur.

51- Ey iman edenler! Yalnız biz yol gösteririz diyenlerden ve yalnız biz yardım ederiz diyenlerden dostlar edinmeyin. Onlardan bazıları bazılarının dostlarıdır. Sizden kim onların o hallerine uyarsa, elbette o onlardandır. Muhakkak ki zalim kimseler Allah’a yol bulamazlar.

52- Kalblerinde cehalet hastalığı olan o kimseleri görürsün. O hallerle hareket edenlerden biz etkilendik, çekindik diyenler, oysa Allah’ı anlamayı isteselerdi, O’na ait olan kendi bedenlerindeki ve tüm varlıktaki işleyişi anlarlardı. Böylece o cehalet yolundaki o hallerde kaldıklarından dolayı içlerinde bir pişmanlık duyarlardı.

53- İman edenler derler ki: Allah’a güçlü bir şekilde, onun yolunda olmak için yemin edenler bunlar mı? Ne yazık ki onlarla birlikte olanların amelleri boşa çıkmıştır ve onlar hüsrana uğrayanlardır.

54- Ey iman edenler! Sizden kim; varoluş yasalarını anlama yolundan, eski bildiklerine geri dönerse, Allah’ın hakikatlerini anlatan, sevgi üzere olan alçakgönüllü kimseler elbette gelir. Onlar inananlara karşı saygılıdırlar. Hakikatleri görmemezlikten gelip örtenlere karşı da, Allah yolunda hakikatleri anlatmak için, bir saygıyla gayret gösterirler ve onlar kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte, Allah’ın lütuflarını anlamak isteyen kimse o hakikatlere ulaşır ve Allah’ın ilmiyle sonsuz olan olduğunu anlar.

55- Siz ancak Allah’ı dost edinin. O resule ve iman eden kimselere uyun. O kimseler her an Hakk’a bağlılık şuuruyla hareket ederler ve temizlenme içinde olup kendilerindekini paylaşırlar ve onlar sıfatlarının idrakindedirler.

56- Kim eski cehalet bilişlerinden, Allah’ın hakikatlerine dönerse, o resule ve iman edenlere uyarsa, artık onlar Allah’ın yoluna dönüp başarılı olanlardır.

57- Ey iman edenler! Siz, sizden önceki hakikatlerin sunulduğu, fakat dine kendi çıkarları için sarılan ve hakikatini önemsemeyen o kimselerin hallerine sarılmayın ve hakikatleri görmemezlikten gelenlerden de dostlar edinmeyin. Müminlerdeniz diyorsanız fenalardan sakının, Allah’a ortak koşmayın.

58- Onları, Hakk’a bağlı olmanın şuurunda olmaya davet ettiğiniz zaman, onlar ciddiye almazlar ve çıkarlarına bakarlar. İşte bu onların hakikatleri düşünmeyen kimseler olduğundandır.

59- De ki: Ey aktarılan söylentilerde kalanlar! Bizlerden hoşnut olmamanızın sebebi; bizim sadece Allah’a inanmamız, bize sunulan hakikatlere ve önceden sunulmuş hakikatlere inanmamız mıdır? Doğrusu sizin çoğunuz hakikatleri bırakıp kendi cahil anlayışlarına sapanlardır.

60- De ki: Bundan daha sıkıntı veren kötü halleri size bildireyim mi? Allah’a ait olan hakikatleri anlayamayıp, Allah’ın rahmetinden uzaklaşmak ve hiddet hallerinde olmak ve o halde olanların taklitlerde adetlerde kalması ve zararlı hallerde olması ve batıl olan şeylere kul olması. İşte onların bulundukları yerlerde kötülükler vardır ve onlar dosdoğru yoldan kendi cehaletlerine sapanlardır

61- Size geldikleri zaman inandık derler ve onlar oraya, hakikatleri görmemezlikten gelip örten halleriyle girdikleri gibi, onlar oradan o halleriyle çıkarlar. Allah onların anlayamadıkları her şeydeki ilmin sahibidir.

62- Onları çoğunu görürsün ki; kötülükler ve düşmanlıklar içinde hareket ederler ve onlar çalıp çırparak beslenirler. Yaptıkları şeyler ne kötüdür.

63- Rabbin yolundayız diyenler ve hakikatleri bildiriyoruz diyenler, onlar kötü sözler söylemekten ve onlar çalıp çırparak beslenmekten uzak dursalardı olmaz mıydı? Yaptıkları şeyler ne kötüdür.

64- Yalnız biz yol gösteririz diyenler: Allah’ın gücü bizdedir, dediler. Onlar kendilerindeki gücü kendilerinin sayarak, taşkınlık içinde kalıp cehaletlerine bağlandılar ve onlar kibirlilik içinde söyledikleri sözler yüzünden rahmetten uzaklaştılar. Bilakis O’nun gücü her yerdedir, istediği gibi tecelli eder. Senin sunduğun Rabbin hakikatleri, onlardan çoğunun taşkınlığını ve hakikatleri görmemezlikten gelip örtmelerini arttırdı. Onlar Bizi anlayamadıklarından dolayı, son vakitlerine kadar düşmanlık ve nefret içindeki o hallerinde kalırlar. Allah’ın içlerinizdeki söndürün dediği o savaşın ateşini her zaman yakarlar ve onlar yeryüzünde ikilik, bozgunculuk çıkaran halleriyle dolanırlar. İkilik, bozgunculuk çıkaranlarda Allah sevgisi yoktur.

65- Eğer, aktarılan söylentilerde kalanlar iman etselerdi ve fenalardan sakınıp ortak koşmasalardı, elbette onların fenaları örtülür, kendilerindeki Bizi anlarlardı ve elbette tüm tecellilerin Bize ait olduğunu bilip huzur bulurlardı.

66- Eğer onlar, tüm varlıktaki yasaları ve huzur veren bilgileri anlasalardı ve kendilerini vücudlandırandan onlara sunulan kendilerindeki hakikatleri idrak etselerdi, elbette onlar onlardaki manalardan faydalanırlardı ve onlar bulundukları yerlerde, hoş güzel hallerde olan kimselerden olurlardı. Fakat onların çoğu kötülüklerden başka bir şey yapmadılar.

67- Ey Resul! Seni vücudlandıranın hakikatlerinden ulaştığın şeyleri tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, artık sen hakikatlerin bilgilerini tebliğ etmemiş olursun ve sen insanlara Allah’ın koruyuculuğunu anlatmamış olursun. Muhakkak ki hakikatleri görmemezlikten gelip örtenler, Allah’a yol bulamazlar.

68- De ki: Ey aktarılan söylentilerde kalanlar! Yasaları ve huzur veren bilgileri anlamadıkça ve sizi vücudlandıranın sizdeki hakikatlerine ulaşmadıkça, bir şey üzere olamazsınız. Seni vücudlandıranın hakikatlerinden sunduğun şeyler, onlardan çoğunun taşkınlığını ve hakikatleri görmemezlikten gelmelerini arttırdı. Artık sen, hakikatleri görmemezlikten gelip örtenler için kederlenme.

69- İman edenler ve Hakk’a yol bulan kimseler ve kendi inançlarından çıkıp hakikate tâbi olanlar ve Allah’a inanan kimselere yardımcı olanlar ve sonlarına inanan kimseler ve dosdoğru hakk yolunda çalışanlar, artık onlara korku yoktur ve onlara mahzun olmakta yoktur.

70- Doğrusu İsrailoğulları hakikatlerimize sarılmak için söz vermişlerdi. Onlara hakikatlerimizi anlatanlar gelmişti. Resullerin onlara her gelişinde söyledikleri hakikatler, onların kendi çıkarlarına uymadığından dolayı, onların bir kısmını yalanladılar ve bir kısmını da öldürdüler.

71- Anlatılan hakikatleri araştırmasak da bir şey olmaz, diye hesap ettiler. Fakat onlar hakikatleri göremediler ve hakikatleri işitemediler. Sonra onlar yaptıklarından pişmanlık duyup Allah’a tövbe ettiler. Sonra yine onlardan birçoğu hakikatleri göremediler ve hakikatleri işitemediler. Oysa Allah onlara yaptıkları şeylerden her an hakikatleri bildirdi.

72- Gerçek olan şu ki; Meryemoğlu Mesih Allah’ın kendisidir diyenler hakikatleri göremeyip örtenlerdir. Oysa Mesih dedi ki: Ey İsrailoğulları! Beni de vücudlandıran ve sizi de vücudlandıran Allah’a kul olun. Muhakkak ki Allah’a ortak koşan o kimseler, Allah’ın hakikatlerini ve huzuru kendilerine haram etmişlerdir ve onların meskenleri ateştir ve zalimlerin bir yardımcısı da olmaz.

73- Allah’a çokluk nispet edenler, gerçek şu ki hakikatleri göremeyip örtenlerdir. Tek ilahtan başka ilah yoktur. Eğer birliği anlayamazlar, bu söylediklerine devam ederlerse, o hakikatleri göremeyip örten kimseler acı sıkıntılarda kalırlar.

74- Hâlâ yaptıklarından pişmanlık duyup, Allah’a dönmezler mi ve O’nun mağfiretini anlamazlar mı? Allah mağfiret edendir, varlığı özünden varedendir.

75- Meryemoğlu İsâ da, ondan önceki gelip geçen Resuller gibi bir Resuldü ve onun annesi sadıklardandı ve her ikisi de hakikatlerle beslenirlerdi. Bak gör, ayetler onlara nasıl da açıklanıyor, sonra da onlar aldanıp dönüyorlar.

76- De ki: Allah’ı bırakıp ta hiçbir şeye malik olmayan ve size bir faydası da ve koruması da olmayan zanna dayalı şeylere mi kul oluyorsunuz? Allah, O’dur işittiren, ilmin sahibi olan.

77- De ki: Ey aktarılan söylentilerde kalanlar! Siz din hakkında hakikatlerden başka şeylere sapmayın. Daha önceki, hakikatleri bırakıp kendi anlayışlarına sapan ve çoğu kimseleri de saptıran o kimseler gibi hevâlarınıza uymayın ve dosdoğru hakikatin yolundan sapmayın.

78- Davut’un söyledikleri ve Meryemoğlu İsâ’nın söyledikleri hakikatleri, İsrailoğullarından inkâr edenler, rahmetten uzaklaştılar. İşte bu onların hakikatlere karşı çıkmalarından ve aşırılık içinde olduklarındandı.

79- Onlar, kötülüklerden başka bir şey yapmazlardı, tüm varlıkta O fâil olanı inkâr ederlerdi, fenalar içinde olup birbirlerine engel olmazlardı.

80- Hakikatleri görmemezlikten gelenlerin, birbirleriyle dostluk içinde olduğunu görürsün. Onların sundukları şeyler ne kötüdür. Onlar hiddetli hallerinden dolayı, kendilerindeki Allah’ın tecellilerini göremezler ve onlar devamlı sıkıntılar içindedirler.

81- Eğer onlar, Allah’a ve hakikatleri bildirenlere ve onlara sunulan hakikatlere inansalardı, elbette o hallerini dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu, hakikatlerden kendi anlayışlarına sapanlardır.

82- İman eden kimselere, insanlar içinde daha fazla düşmanlık edenlerin, yalnız biz yol gösteririz diyenler ve ortak koşan kimseler olduğunu görürsün. İman eden kimselerin ise, hakikatlere bir sevgiyle yakın olanlara; biz, yalnızca samimi bir arayış içinde olanlara yardım ederiz, diyen kimseler olduğunu görürsün. İşte bu onların hakikatleri öğrenmek için hep bir arayışta olduklarından ve kendilerini Hakk’a adayan kimselerden olduklarındandır ve onlarda kibirlenmek yoktur.

83- Resullerin sunduğu hakikatleri işittiklerinde, onların gözlerinde gerçeklere arif olmanın zevkiyle, heyecan içinde olduklarını görürsün. Derler ki: Bizi vücudlandırana iman ettik. Artık biz hakikatlerin sözlerine tanık olanlarla beraberiz.

84- Derler ki: Bize sunulan şeyler gerçek iken, nasıl olur da biz Allah’a iman etmeyiz. Bizi vücudlandırandan arzumuz iyi kimselerle beraber olabilmektir.

85- Böylece onlara; Allah’a tâbi olup, onun hakikatlerini anlattıklarından dolayı, karşılık olarak huzur vardır, makamlarında akıp giden bir ilim vardır ve devamlı o hallerle hareket ederler. İşte iyilikler yolunda olanların karşılığı budur.

86- Hakikatleri görmemezlikten gelip örtenler ve Bizim işaretlerimizi yalanlayanlar ise, işte onlar sıfatları kendine nisbet etmenin cehaletine sahiptirler.

87- Ey iman edenler! Allah’ın size uygun kıldığı, temiz, yararlı olan şeylerden kendinizi mahrum etmeyin ve haddi aşmayın. Muhakkak ki haddi aşanlarda Allah sevgisi yoktur.

88- Allah’ın size uygun kıldığı, temiz, yararlı olan rızıklardan faydalanın ve fenalardan sakının, Allah’a ortak koşmayın. Sizler emin olan kimselerden olun.

89- Siz, tüm varlıkta diri olanı anlama yolunda, yaptığınız şeylerde düşüncesizlik içinde olursanız Allah’ın hakikatlerini anlayamazsınız. Fakat siz o diriliği anlama yolunda verdiğiniz sözlere uyarsanız, siz o hakikatleri anlarsınız. Artık o arınma yolunda, faydalandığınız bilgilerden, hakikatlerden yoksun kimseleri de anlayacakları şekilde faydalandırın veya onları o ilimden nasiplendirin veya onları o cehaletin köleliğinden kurtarın. Fakat kim bunları yapamazsa, artık o onları; sözleri daha akıcı olan, bir güzellik içinde hakikatleri açıklayanlara bıraksın. İşte sizin de ve sizden sonrakilerin de diriliği anlama yolundaki arınmanız böyledir. Siz dirilik anlayışınızı muhafaza edin. İşte Allah’ın o işaretleri sizlere böyle açıklanıyor. Umulur ki siz nimetlerin sahibini bilir teslim edersiniz.

90- Ey iman edenler! Aklınızın çalışmasına engel olan her şeyden, kumar, haksız kazanç ve Hakk’tan sizi ayıracak sizin var ettiğiniz her puttan ve büyü, fal gibi aslı olmayan şeylerden ki bunlar ancak şeytani hallerin kirliliğidir, artık bunlardan kaçının. Umulur ki siz başarılı olursunuz.

91- Şeytani hallere istek duymanız; aklınızın çalışmasına engel olan her şeyi ve kumarı, haksız kazancı ve sizlerin arasına düşmanlığı ve nefreti sokar. Sizi Allah’ı anlamaktan ve anlatmaktan ve her an O’na bağlı olma şuurundan uzak tutar. Artık siz o hallerden kaçınmaz mısınız?

92- Allah’a itaat edin ve hakikatleri gösterenlere uyun ve her an şuurlu olun. Bundan sonra siz hakikatlerden yüz çevirirseniz, artık bilin ki hakikatleri gösterenlerin görevi, sadece apaçık hakikatlerimizi tebliğ etmektir.

93- İman edenler ve dosdoğru çalışanların üzerine bir vebal yoktur. Faydasız şeyler içinde olup, fenalardan sakınmıyorken, bunlardan vazgeçer ve iman ederseniz ve dosdoğru çalışanlardan olursanız, sonra da fenalardan sakınır Allah’a ortak koşmazsanız ve iman etmenizi, sonra da fenalardan sakınıp Allah’a ortak koşmamanızı en güzel bir şekilde uygularsanız, sizlere de bir vebal yoktur. İyiliklerde, hayırlı çalışmalarda olanlarda Allah sevgisi vardır.

94- Ey iman edenler! Sizin kendinizdeki o gücü anlamanız ve bir şeydeki hakikati aramanız için, Allah sizlere dikkatlice düşünmeyi verdi. Allah’ı bilmek için, o bilemediklerine karşı kim bir korku içinde olursa, sizler karşılıklı birbirinize yardım edin. Bundan sonra kim haddi aşar, zulümler içinde olursa, artık ona acı sıkıntılar vardır.

95- Ey iman edenler! Bir arayışta olanlara yazık etmeyin. Sizler kutsalsınız. Sizden kim, o hakikatleri arayanlara kasıtlı davranmış yazık etmişse, bundan sonra sizden adalet sahibi olanlar, o arayışta olanlara; güzelce hükmün sahibini anlatsın, ona yazık etmesin, aradığına misli ile karşılık versin. Hakk’ı arama yolunda hakikatlere ulaşacak bilgileri versin ya da hakikatlerin bilgisinden yoksun olanları, hakikatlerden faydalandırıp, cehaletten arındırsın ya da doğru bir şekilde davransın. Tüm varlıkta işleyişin sahibini anlatmakla sorumluluk sahibi olanlar, hiddet gibi haller içinde olmaktan uzak dursunlar. Geçmişteki fena halleriniz Allah’ı anlamakla affedilir. Bundan sonra kim; cahil hallerinde kalırsa, kendindeki Allah’ın nimetlerinin idrakinden mahrum kalır ve tüm değerlerin yüce sahibinin, her varlıktaki gücün sahibinin Allah olduğunu anlayamaz.

96- Hakikat bilgilerinin peşinde olmak, varlığın hakikatlerinden sizin yararlanmanız ve sizlerin hakikatler için gezip dolaşmanız helaldir. Doğruluk içinde bir arayışta olmak, sizin için kutsaldır. Kutsal hallerin dışında olmayın ve fenalardan sakının, Allah’a ortak koşmayın, hepinizin O’ndan açığa çıktığınızı anlayın.

97- Allah; insanların tüm varlığı tutanı bilmeleri için, kutsal olan o vücudlarına yönelmeyi gerekli kıldı. İşte bu sizin hakikatleri bilmeniz içindir. Kutsal olan o iç âleminize dönün ve size armağan olarak verilen vücudunuzu sahibine teslim edin ve hep O’na teslimiyet içinde olun. Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa ilmiyle vareden Allah’tır ve bütün her şeydeki ilmin sahibi Allah’tır.

98- Tüm her şeyin sahibinin Allah olduğunu bilin, daha fazla sıkıntılarda kalmayın. Allah mağfiret edendir, varlığı özünden varedendir.

99- Hakikatleri gösterenlerin sorumlu oldukları şey, ancak tebliğ etmektir. Gördüğünüz ve göremediğiniz şeylerdeki ilmin sahibi Allah’tır.

100- De ki: Kötü zararlı olanla, faydalı temiz olan bir olmaz. Çoğunun zararlı hallerde olması seni şaşırtmasın. Artık fenalardan sakının Allah’a ortak koşmayın. Ey akıl sahipleri! Umulur ki siz başarılı olursunuz.

101- Ey iman edenler! Eşyanın hakikatini araştırmazlık yapmayın. Eğer anlayamama kaygısına düşerseniz, size açıklananlara bakın. Eğer hakikatleri arıyorsanız, kâinat kitabından hakikatler size her an sunuluyor, size gösteriliyor. Allah’ın hakikatlerini anladıkça temizlenirsiniz ve mağfiret edenin, tüm güzellikleri sunanın Allah olduğunu anlarsınız.

102- Sizden önceki kimselerde o hakikatleri araştırdı, sonra da hakikatleri görmemezlikten gelip örttüler.

103- Allah sizlerde ayrım yapmaz ve başıboş bırakmaz ve sizden ayrılmaz ve sizlere boş olan şeyleri sunmaz. Fakat hakikatleri görmemezlikten gelip örtenler, Allah hakkında uydurmalar yapıyorlar, o yalanları yayıyorlar ve onların çoğu düşünmüyorlar.

104- Onlara; Allah’ın size sunduğu hakikatlere ve resulün anlattıklarına gelin, denildiği zaman: Atalarımızı ne üzere bulduysak onlar bize yeter, dediler. Ataları hakikatlerden bir şey bilmiyor ve hakikatin yolunu bulanlardan olmasalar bile mi?

105- Ey iman edenler! Siz kendi üzerinizdeki hakikatleri anlamışsanız, dalalette kalan kimse size zarar veremez. Siz hidayet bulmuşsanız, hepinizin kaynağının Allah olduğunu bilirsiniz. Böylece siz, yaptığınız şeylerden size hakikatlerin haber verildiğini anlarsınız.

106- Ey iman edenler! Aranıza hakikatleri bilmek için size biri katıldığı zaman, ona her zaman Özü anlama idrakinde olmasını, ikilikte olmamasını tavsiye edin. Sizler de adalet üzere olun. Yoksa siz başkalarına örnek olamazsınız. Eğer siz, yeryüzünde hakikatleri anlamak için bir arayışta olduğunuz vakit başınıza bir sıkıntı gelirse, Özü anlama yolunda olduğunuzu unutmayın, her an Hakk’a bağlılık şuurunda olun. Artık Allah’ı anlama yolunda verdiğiniz sözü unutmayın. Eğer bir şüphe içinde olursanız, hakikatlerin dışındaki o şeylere değer vermeyin. Eğer yakınlık sahibi olursanız, Allah’ı bildiğinizi gizlemeyin, doğrusu o zaman elbette vebal altında olursunuz.

107- Onlardan, günahlarından arınıp gerçeği bulmak isteyen olursa, artık onlar makamlarında başka şey üzere olmasınlar. O kimseler üzerlerinde olan hakikatlere layık olmak için daha yakın olsunlar. Artık Allah’ı anlama yolunda verdiğiniz sözü unutmayın, hakikatleri bilmek isteyenlere, hakikatleri biliyoruz deyin ve haddi aşmayın, doğrusu o zaman zalimlerden olursunuz.

108- İşte o hakikatler üzere olup, şahit olanlar gerçeğe daha yakındırlar. Onlar diriliği anladıktan sonra, o diriliğin idrakinden uzak kalmaktan korkarlar. Artık fenalardan sakının, Allah’a ortak koşmayın ve hakikatleri işitin. Hakikatlerden kendi cehaletlerine çıkanlar, ikilikte kalanlar, Allah’a yol bulamazlar.

109- Resuller her an, Allah’ın birliğinin şuurundadırlar, onlar ne biliyorlarsa ona cevap verirler. Derler ki: Bizim ilmimiz yoktur, görünmeyen bilinmeyen her şeydeki ilmin sahibi muhakkak ki sensin.

110- Allah bildirdi: Ey Meryemoğlu İsâ! Senin üzerindeki ve annenin üzerindeki nimetlerimi anla. Sendeki kuvvet tertemiz Ruhumuzdur. Sen insanlarla doğuş hakkında ve kemalât hakkında konuşuyordun. Sana; kitabın hakikatlerini, hikmeti, yasaları ve huzur veren bilgileri bildirdik. Sen; varoluşun Özümden olduğunu, sonra da o vücudlardaki yüceliğin Bizim yetkimiz olduğunu anlatıyordun. Onların içine üfleyeni, sonra bir yücelik içinde ortaya çıkışın hep Bizim yetkimiz olduğunu anlatıyordun. Hakikatleri görmeyenlere gerçekleri tertemiz gösteriyordun. Cehalet kirliliğiyle vücudları kendine nisbet edenlere; o vücudları tutmada Bizim yetkili olduğumuzu, tüm varlığın Özümden açığa çıktığını, tüm varlığın işleyişinde yetkili olduğumuzu anlatıyordun. Sen; İsrailoğullarına hakikatlerimizi apaçık delillerle anlattığında, senden uzak durmuşlar, sonra da onlardan hakikatleri görmemezlikten gelip örtenler, bu apaçık bir aldatmadır demişlerdi.

111- Bana iman edin ve hakikatlerimi göstereni de anlayın, diye havarilere de bildirmiştik. Dediler ki: İman ettik ve biz, her an her yerde olduğunu anladık, bir teslimiyet içinde, barış ve huzur üzere olanlardan olduk.

112- Havariler demişti ki: Ey Meryemoğlu İsâ! Rabbin bize Ulvî Âlem’in hakikatlerinin bilgilerini sunabilir mi? Dedi ki: Eğer siz müminlerden iseniz fenalardan sakının, Allah’a ortak koşmayın.

113- Dediler ki: O hakikatleri anlamak istiyoruz. Kalblerimiz emin olsun ve senin doğru söylediğini bilelim ve bizler de görüp bilenlerden olalım.

114- Meryemoğlu İsâ: Allah’ım sen bizi vücudlandıransın. Bize Ulvî Âlem’in hakikatlerinin bilgilerini sun. Bizim önceki ve sonraki bilişlerimiz için bize huzur getirsin ve senin o delillerinle bize fayda ver ve sen hayırlısıyla fayda verensin, dedi

115- Allah buyurdu: Kendi üzerinizde olan o hakikatler Ulvî Âlem’in hakikatleridir. Bundan sonra kim hakikatleri görmemezlikten gelirse, o Beni anlamamanın sıkıntısında kalır. Âlemlerin birliğinin idrakine varan o kimsede ise sıkıntı yoktur.

116- Allah buyurdu: Ey Meryemoğlu İsâ! Sen insanlara, Allah’tan başka beni ve annemi de ilahlar edinin mi dedin? İsâ dedi ki: Sen noksan sıfatlardan münezzehsin, gerçek olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer ben öyle bir şey söylersem, artık ilmin sahibi olan, ilmiyle vareden seni ve nefsimi bilememiş olurum. Vücudumda senin Zâtından gayrısını bilmem. Muhakkak ki sen görünmeyen bilinmeyen âlemin sahibisin.

117- Ben onlara senin işleyişinin hakikatlerinden başka bir şey söylemedim. Beni de vücudlandıran ve sizi de vücudlandıran Allah’a kul olun, dedim. Ben onların aralarında olduğum müddetçe, kendilerindeki hakikatleri bilmelerini söyledim. Artık sana bağlılığımla tüm varlığımdan geçtim. Sensin tüm varlığı birliğinle tutan ve sen, bütün her şeyde, her yerde her an hazır olansın.

118- Muhakkak ki onlar senin kullarındır, onların sıkıntılarında sensin onlara mağfiret eden. Muhakkak ki sen tüm değerlerin yüce sahibisin, tüm varlığa tecellilerinle hâkim olansın.

119- Allah bildirdi: Her an doğruluk içinde hareket edip faydalı olanlar, onlar hakikat üzere hareket edenlerdir. Huzur onlaradır. Makamlarında akıp giden bir ilim vardır, devamlı o haldedirler. Allah’ın rızasını anlamışlardır ve O’nun rızası üzere hareket ederler. İşte O yüce kurtuluş budur.

120- Göklerde ve yerde ve onlardaki her şeyin sahibi Allah’tır ve O bütün her şeydeki kudrettir.