YÂ-SÎN SÛRESİ Yâ-Sîn

 

1- Ey kendindeki özü anlayan!

2- Tüm kâinat kitabına hâkim olanı anlayan.

3- Muhakkak ki sen, elbette hakikatleri anlatmak için açığa çıktın.

4- Dosdoğru hakkın yolu üzeresin.

5- Açığa çıkan her varlık; tüm değerlerin yüce sahibindendir, tüm varlığı özünden varedendendir.

6- Ataları tarafından hakikatler hakkında uyarılmamış, bundan dolayı bir gaflet içinde olan kimselere, hakikatleri açıklayıp uyarma içinde ol.

7- Doğrusu onların çoğuna hakikatler tarif edildi. Fakat onlar inanmadılar.

8- Muhakkak ki Biz onlara tüm varlıktan hakikatleri sunduk. Ancak onlar kendi benliklerine bağlı kaldılar, hakikatlere yönelmediler, böylece onlar gözlerini hakikatlere kapattılar, asi davrandılar.

9- Hakikatleri sunduğumuz halde, onlar geçmişlerindeki engelleyici olan o cehalet bilişlerini önlerine engelleyici olarak koydular, sonra da onlar Bizi anlamaktan uzaklaştılar, böylece bakıp ta göremediler.

10- O halde olanlara hakikatleri açıklayıp uyarsan da ya da uyarmasan da bir şey değişmez, onlar inanmazlar.

11- Sen sadece hakikatleri anlamaya tâbi olan ve görünmeyen bilinmeyen âlemin sahibi olan Rahmana karşı saygılı olan kimseye, hakikatleri açıklayıp uyarabilirsin. İşte böylece o, hakikatlerin sevinci içindedir, temizlenmenin ve yüce bir karşılığın içindedir.

12- Muhakkak ki Biz nutfeden hayat vereniz. Nutfede ne yazılı ise aşama aşama ortaya çıkar ve onlar izler bırakır. Bütün her şeyi gelecekte yol göstermek için apaçık kaydederiz.

13- Onlara köy sahiplerinin meselesini anlat: Hani onlara hakikatleri anlatan kimseler gelmişti.

14- İkisi onlara hakikatlerimizi sundu. Fakat onları yalanladılar. Sonra da üçüncüsü Bizi daha güçlü delillerle anlattı. Onlar: Biz size hakikatleri açıklamak için ortaya çıktık, dediler.

15- Dediler ki: Siz sadece bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz ve Rahmandan bir şey de indirmediniz. Sizler ancak yalan söylüyorsunuz.

16- 17- İlmin sahibi olan Rabbimizdir, biz sizlere elbette hakikatleri anlatmak için açığa çıktık ve bizim sorumluluğumuz apaçık tebliğ etmekten başka bir şey değildir, dediler.

18- Dediler ki: Biz sizler yüzünden uğursuzluğa uğradık, eğer vazgeçmezseniz elbette biz, sizi kovar uzaklaştırırız ve elbette bizden sizlere acı sıkıntılar dokunur.

19- Sizin uğursuzluğunuz sizin kendinizdendir, hakikatler size hatırlatıldığı halde, bilakis siz haddi aşan kimselersiniz, dediler.

20- Ve şehrin uzak bir yerinden bilgili biri koşarak geldi. Dedi ki: Ey kavmim! Hakikatleri anlatmak için açığa çıkanların anlattıklarına uyun.

21- Siz, hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun. İşte onlar sizi hakikatlere yönlendiriyor.

22- Ki O beni yaratana karşı kulluk şuurumdan neden uzaklaşayım ve aslımız olan O’na döneceğiz.

23- Benim isteğim O’nun rahmetidir. Ben O’nu bırakıp ilahlar edinmem. Bir müşkilim olsa onlar gideremez, hiçbir şeye şefaatleri de olmaz ve bizi kurtuluşa da ulaştıramazlar.

24- Aksi durumda ben apaçık hakikatleri bırakıp, kendi cehaletine sapanlardan olurum.

25- Sizi de vücudlandıran O’dur, ben O’na iman ettim. Artık beni dinleyin.

26- 27- Ona: Huzura dahil olanlardansın, denildi. Dedi ki: Keşke kavmim de hakikatleri bilseydi, Rabbimin mağfiret sahibi olduğunu ve bizi sıfatlarıyla donattığını anlasalardı.

28- O kavmin üzerine hakikatlerden başka bir şey sunmadık. Sonra tüm varlığın bir Ulvîyet taşıdığını bildirdik ve başka bir şey de sunmadık.

29- Doğrusu onlara tüm varlıktaki birliği gösteren o kudretli ses sunuldu. Fakat onlar o hakikati anlamada ölü gibi pasif davrandılar.

30- Kulluk hakikatini anlayamayıp kendilerini ayrılığa düşürenlere; hakikati anlatan biri onlara gelmesin ki, onlar sadece onunla alay ederlerdi.

31- Onlardan önceki nice nesillerden de, Bizi anlayamayıp helak olup gidenleri görmediler mi? Doğrusu artık onlar da onlar gibi hakikatleri bırakıp dönmesinler.

32- Şüphesiz onların hepsi, varolan her şeyin Bizim birliğimizi gösterdiğini bilemediler.

33- Yeryüzü onlar için bir ayettir. Biz orada nutfelerden hayat vereniz ve ondan bitkiler, daneler çıkartırız. Böylece onlardan beslenirler.

34- Biz orada hurmalıklardan ve üzüm bağlarından bahçeler yaptık ve orada pınarlar çıkarttık.

35- Orada ürünlerden beslensinler. Onların ellerini hareket ettiren gücün onların olmadığını bilsinler. Hâlâ nimetlerin sahibini bilip teslim etmezler mi?

36- Ki O’dur noksan sıfatlardan münezzeh olan, çeşit çeşit yaratan, yeryüzünde ki bütün her şeyi ortaya çıkaran. Onlar kendilerinin ve bütün her şeyin sahibini bilemiyorlar.

37- Gece de onlar için bir ayettir. Ondan aydınlığı çekeriz böylece onlar karanlıkta kalırlar.

38- Güneş bir düzen içinde akar gider. İşte bu tüm değerlerin yüce sahibi, ilmiyle varedenin takdiridir.

39- Ay da bir menzil içinde ölçümüzle hareket eder. Hatta bir yay gibi görünüp sonra asli haline döner.

40- Güneşin aya erişmesi gibi bir durumu olmaz ve gecenin de gündüzü geçmesi olmaz. Bütün hepsi bir yörüngede seyreder gider.

41- Onların zürriyetlerini dopdolu bilgilerle bir gen sistemi içinde taşıyıp aktarmamız da onlar için ayettir.

42- Onların benzer özelliklerini devam ettirecek bir şekilde onları halkettik.

43- Yeni doğanda tüm özellikler gizli kalır. Onlar bu olanlara yardımcı olan değildir ve onlar tüm bunları kaydeden de değildir.

44- Bütün bunlar ancak Bizim rahmetimizledir ve yaşamdan yararlanmanız da ancak belli bir süredir.

45- Onlara, geçmişiniz ve geleceğiniz hakkında gaflete düşmekten sakının denildi. Umulur ki siz rahmeti anlarsınız.

46- Onlara, her an her varlıktan Rabbin delillerinden başka bir delil sunulmaz, fakat onlar hakikatleri görmekten yüz çeviriyorlar.

47- Onlara, Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden infak edin denildiği zaman, hakikatleri görmemezlikten gelen kimseler, iman eden kimselere: Biz mi faydalandıralım, eğer Allah isterse o kimseleri faydalandırır, sizler ancak apaçık bir dalalet içindesiniz, derler.

48- Ve derler ki: Eğer sadıklardansanız o vaad ettiğiniz şeyler ne zaman olacak.

49- O halde olanlar tüm varlıktaki birliği gösteren o kudretli sesi anlayamazlar. Onlar kendi cehaletlerine sarılırlar ve onların halleri hep kavgalar içinde olmaktır.

50- Bundan sonra hakikatlerin öğütlerini anlamaya güçleri de yoktur ve onlar cehaletten dönüp bilgili kimseler de olamazlar.

51- Böylece onlara; sûret vücutlarınızı tutan Rabbinizin tecellilerini anlamak üzere hareket edin denildiğinde, onlar göğüslerinin içinde nefes alıp vereni de bilemezler.

52- Gerçeği anladıklarında derler ki: Vah olsun bize! Kendimizde diri olanı anlayamamışız, hep gaflet uykusunda kalmışız, hakikatlerin sözleri rahmetten başka bir şey değilmiş, hakikatleri anlatanlar doğru söylemişler.

53- Eğer onlar; tüm varlıktan birliği gösteren o kudretli sesi anlasalardı, elbette onlar var olan her şeyin Bizim birliğimiz olduğunu anlarlardı.

54- İşte onlar hakikati anlasalardı, hiçbir zaman hiçbir şekilde kimseye kötülük içinde olmazlardı. Yaptığınız şeylerden başka size bir karşılık yoktur.

55- Şüphesiz hakikatlerin bilgisine sahip olanlar, her zaman hakikatlerin meşguliyetindedirler ve her zaman huzurlu olan kimselerdir.

56- Onlar ve onlarla aynı yolda olanlar, yüce makamların rahatlığında ve kemalâtın huzurundadırlar.

57- Onlar hakikatlerin bilgisine sahiptirler ve onlar aradıkları hakikatlere kavuşmuşlardır.

58- Sözleri barış ve huzur üzerinedir. Hakk zahir zevkiyle, her an Rabb şuurundadırlar.

59- Fenalarda kalanlara, her zaman o hallerinizden uzak durun, diye seslenilir.

60- Ey Âdemoğulları! Şeytani hallere kul olmayın, sizler kendinizi o hallerden koruyun. Muhakkak ki o haller sizin için apaçık düşmandır.

61- Benim kulum olduğunuzu anlayın, dosdoğru hakikate giden yol budur.

62- Doğrusu sizlerden çoğunuz hakikatleri bırakıp kendi cehaletinize saptınız. Öyleyse hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?

63- İşte size söz edilen cehaletin cehennemi budur.

64- Siz hakikatleri görmemezlikten gelip örttüğünüzden dolayı, her zaman o hallerde kaldınız.

65- İşte o halde olanlar; hiçbir zaman hakikatlerimiz hakkında bir şey konuşamazlar, onların ellerini hareket ettiren gücün Bize ait olduğunu göremezler, kendilerinin olduğunu söylerler ve onlar yaptıkları şeyler sebebiyle kendi gittikleri yolu görürler.

66- Eğer onlar isteselerdi, dikkatlice bakarlar Bizim delillerimizi yok saymazlardı. Böylece hakikatin yolunda koşarlardı. Fakat onlar nasıl görecekler.

67- Eğer onlar isteselerdi, elbette Bizi anlayıp cehaletin kirliliğinden temizlenirler ve onlar makamlar üzere olurlardı. O zaman aydınlanmada, ileri gitmede başarılı olurlar ve geri dönmezlerdi

68- Onu varedip büyüten Biziz, onu yaşlandıran Biziz. Yaratılışı hâlâ düşünüp akıl etmezler mi?

69- Ona dosdoğru yol olan hakikatlerden başka bir şey öğretmedik ve ona hakikatlerden başkası uygun değildir. Bu ancak hakikatleri hatırlatmaktır ve tüm kâinat apaçık Kur’ân’dır.

70- Tüm bunlar diri olanı anlamak isteyen kimselere, hakikatleri açıklayıp uyarmak içindir ve hakikatleri görmemezlikten gelip örtenlerin üzerine de haktır bu sözler.

71- Onları nasıl halkettiğimizi bakıp ta görmezler mi? Açığa çıkan her varlıktaki işleyiş kudretimizin göstergesidir. Hayvanları da vareden Biziz. Sonra da onlara sahip olursunuz.

72- Bütün o var olanlar Bize bağlıdırlar. Böylece o hayvanlara biner gidersiniz ve onlardan beslenirsiniz.

73- Onlardan faydalanır ve içecek şeyler elde edersiniz. Hâlâ lütufların sahibini bilip teslim etmezler mi?

74- Allah’tan başka ilahlar edinenler, onlardan yardım umarlar.

75- Onlar edindikleri ilahlara karşı tüm her şeyiyle hazır bulunurlar, ama edindikleri ilahların onlara yardım edecek güçleri yoktur.

76- Bundan sonra onların sözleri seni üzmesin. Muhakkak ki görünen ve görünmeyen her şeydeki ilmin sahibi Biziz.

77- İnsan, bir öz taşıyan bir hücreden onu nasıl varettiğimizi bakıp ta görmez mi? Fakat o kendini o özden ayrı görüp, açıkça ben benim der.

78- Ve o yaratılışını ve Bize ait olan çarpıcı hususları unutur ve der ki: Kuruyup dağılıp gittikten sonra hayat veren kimdir?

79- De ki: Ki O’dur hayat veren ve öncekileri de bedenlendiren ve O’dur bütün her şeyi ilmiyle vareden.

80- O sizi bir soydan varetti, bir nur ile diriltti. Böylece siz o tecelliler ile hareket edersiniz.

81- Gökleri ve yerleri vareden O değil midir? Evet, onların benzerini de varetmeye kudret sahibidir ve O, halkedendir, ilmin sahibidir.

82- Bütün varlıkta sadece işleyen O’dur. O, bir şeye irade ettiği zaman, ona ol der, böylece olur.

83- Ki O noksan sıfatlardan münezzehtir. O kudrettir. Bütün her şeyin sahibi O’dur ve aslınız olan her an O’nunlasınız.