İFTÂR’IN KUR’ÂN’Î MÂNÂSI

 

Arapça f-ṭ-r kökünden gelen ifṭâr إفطار “kelime kökeni itibariyle “Fatır” kelimesinden gelir.

 

Fâtır kelimesi, varoluşun açılışı, yaratılışın başlangıcı demektir.

Fâtır kelimesi, anlam itibariyle”yarmak” anlamındadır.

 

Buradaki yarmaktan maksat, tohumun içindeki özün kabuğunu yarıp, filiz vermesi gibi, kâinatın da bir özden yarılıp açığa çıkması, yani yaratılışı ifade eden bir anlam içerir.

 

Arapça f-ṭ-r kökünden gelen, fâtr, futûr, fiṭrât, iftâr; yarma, yaratma, yaratan, vücuda getiren, yarıp çıkmak, açmak, açılmak, yaratılış, doğa, doğurma” gibi anlamlara gelir.

 

Bu sözcük Arapçaya, İbranice den geçtiği sanılır.

İbranice de bu kelime; Açma, çözme, serbest kılma, açığa çıkma, yaratılış, anlamlarındadır.

Orucun açılması da bu kelimede kullanılmıştır.

Lâkin kelimenin asli mânâsı, “Semâ-î alemin açılıp varoluşun başlaması” anlamındadır.

Fâtır, yaratan, vücuda getiren ve yoktan var eden, demektir.

Kur’ân’da aynı kelime kökeninden, “Fâtır Sûresi” “İnfitâr Sûresi” vardır.

 

Fâtır Sûresi 1.ayet: Elhamdu lillâhi fâtır el semâvâti vel ardı…….

Meâli: Allah; varlıktaki tüm niteliklerin sahibidir, göklerdeki ve yerdeki her varlığı vücuda getirendir……

 

İnfitâr Sûresi 1.ayet: İzes semâu infetaret.

Meâli: Ulvi Âlem açıldığında 2: Halk zahir olduğunda.

 

Rûm Sûresi 30.ayette “Fıtrat Allâh” ayeti vardır. Yani “Allah’ın varlığı yaratması” demektir.

 

Bir kimse bir şeyi yardığında “Fatara hu” denir.

Yarıldı mânâsına da “İnfetara” denir.

 

Müzzemmil Sûresi 18: Es semâu mun-fatır-un bih kâne vaduhu mef’ûlâ.

Meâli: Ulvi Âlem’in hakikati açığa çıktığında, fail olanın tüm varlığı açığa çıkaran olduğu anlaşılır.

Bu ayette “fatır” kâinatı varedenin ve varlıkta her an işleyenin kim olduğu anlatılır.

 

Fetara’llahu’l-halka, “Allah halk oluşu yarattı” anlamındadır.

Kâinatın oluşumu, varlığın oluşumu, bir özün yarılıp açığa çıkması iledir.

Yani hangi varlığın fıtratında ne varsa, onun vücudu o şekilde vücudlanacaktır.

 

Varoluşun ilk başlangıcı,”fatr” kelimesi ile anılır.

 

Varlığın varoluşunda o varlıkta ne varsa onun sistemine “Fıtrat” denir.

Yani bir tohumun özünde ne varsa, o tohumdan o açığa çıkar.

 

Mesela incir tohumu düşünelim; incir tohumunda incir ağacı ile ilgili ne varsa, dalı, yaprağı, çiçeği, meyvesi, o tohumdan onlar açığa çıkacaktır.

Yani incir tohumunun içinde yani fıtratında incir ağacı vardır ve açığa çıkacak olan incir ağacıdır.

Yani incir tohumundan kayısı ağacı açığa çıkmaz.

 

Bu fıtratın yaşamdaki durumuna ve uyumuna da “tabiat” denilmiştir.

 

İşte iftar kelimesinin kökeni, varlığın bir özden yaratılışı anlamındadır.

 

Varlık Allah’ın râhîmiyetinin açılıp, açığa çıkması ile yaratılmıştır.

 

İnsan da bu hakikate ancak ve ancak”Savm” ederek ulaşabilir.

Yani sakınarak ulaşabilir.

Kişi; her türlü kötü halden sakınarak ve bilhassa Allah’a ait nitelikleri kendine nisbet etmekten sakınarak “Fâtır-İftâr” hakikatine ulaşabilir.

 

Gönül temizlenmeden gönüle sofra açılmaz.

Allah’ın mâide sofrası, ancak ve ancak gönlünü temizleyenlere açılır.

 

Oruçlu bir kimsenin akşam ezanı ile iftara başlaması da buna remz-dir.

Kulun kurduğu sofradan kulun midesi doyar

Ama Allah’ın mâide sofrasından, kulun gönlü doyar.

Kul Allah’ı anlamadığı müddetçe açtır açtır açtır.

 

Savm: Akşama kadar yemekten içmekten sakınmanın yanında; gurur, kibir, tüm kötü hallerden ve Allah’a ait olan nisbetleri kendimize nisbet etmekten sakınmadığımız müddetçe Oruc’umuz tamam olmaz.

 

Sahûr: Cehalet karanlığından uyanmadığımız müddetçe, gönlümüz sehere kavuşmadığı müddetçe, Sahûr’umuz tamam olmaz.

 

İmsâk: Kendini tutmak, el çekmek, hapsetmek, kendini tüm kötülüklerden uzak tutmak, kendine benlik isnat etmekten el çekmek, demektir. Bunları hayatımıza geçirmediğimiz müddetçe İmsâk’ımız tamam olmaz.

 

İftâr: Gönlümüzü Hakk’ın sofrası olan Mâide sofrasına açmadığımız müddetçe iftârımız tamam olmaz.