HÂRUT VE MÂRUT NEDİR, KİMDİR?

 

Kur’ân’da hârut ve mârut geçer mi?

 

Kur’ân’ın bize sunduğu hârut ve mârut mesajları nedir?

 

Bakara Sûresi 102:……….. ve mâ unzile alel melekeyni bi bâbile hârût ve mârût……..

 

Meâli: …….Babil de hârut ve mârut adlı üzerlerinde bir güç taşıdıklarını söyleyenler, bir şey sunmuş değillerdir….

 

Kur’ân’da; hârut ve mârut ismi bir ayette geçer, o da Bakara Sûresi 102. ayettedir.

 

Peki nedir, hârut ve mârut?

 

Kişi midir, kişilerde bulunan bazı haller midir?

 

Kelime açılımı:

ve mâ unzile: şey, ne, değil, sunulan, indirilen şey

alâ el melekeyni: üzere, güçlüler, meleke, kuvve, bilgi taşıyan,

bi bâbile: Babil,

hârût ve mârût: yakıcı ve bozucu, azgın, inatçı, zaaf, şehvet, benlik, suç,

 

Melekeyn diye yazılan, melekler diye çevriliyor

Peki, Melek kelime olarak nedir?

 

Melek kelime olarak: ilk defa İbranice: מלאך-melak, olarak karşımıza çıkıyor.

Arapça da: ملاك – malak- melek, malik, mülk, olarak karşımıza çıkıyor.

Melek; Mâlik, Mülk, Mâlik-ül Mülk, gibi kelimelerin geldiği kökendir.

 

Kelime olarak: Güç, gücün sahibi, bilgi getiren, elçi, kuvvet taşıyan, bilgi taşıyan, bir sistemi taşıyan, bir şeyin sahibi, bir parçadaki bütüne ait olan sistem, bir parçadaki nitelik, sureti tutan kuvve, gibi anlamlara gelir…

 

Hârut ve mârut ayetinde, melekeyn kelimesini müelliflerin çoğu, hârut ve mârut adlı melekler diye çeviriyor.

 

Halbuki ayette, “ala el melekeyn” de melekeyn kelimesi; üzerlerinde bir güç taşıdıklarını söyleyenler diye de çevrilebilir.

 

Ki Bakara Sûresi 102 yi bütün olarak incelersek hârut ve mârut; kendi çıkarları, kendini üstün görenler, bir güç taşıdıklarını iddia edip, insanları aldatan kişiler için kullanılıyor.

 

İncelediğimizde, hârût ve mârût kelimeleri: yakıcı ve bozucu, azgın, inatçı, zaaf, şehvet, benlik olarak karşımıza çıkıyor.

 

Pers mitolojisinde ve Zerdüştlük’te, hârût ve mârût iki melek olarak geçer.

Ve bir hikayesi de vardır.

 

İsevilikte ve Musevilikte Babil’de iki düşmüş melek olarak bilinir.

 

Biz hiç hikâye boyutuna girmeyeceğiz.

 

Biz sadece Kur’ân-ın bizle sunduğu işaretleri yakalamaya gayret göstereceğiz.

 

Evet, Kur’ân’ı incelediğimizde anlıyoruz ki hârût ve mârût kelimeleri iyi anlamda kullanılmıyor.

 

Hârût ve mârût:

Dini bilgileri kullanarak insanları kandıran,

Dini kendi çıkarlarına, menfaatlerine alet eden,

Zarar verici olan,

Yıkıp yıkıcı olan,

Azgınlık içinde olan,

Zaaflarına esir olan,

Şehvet hallerine köle olan,

Bilmişlik içinde olan

Az bir şey bilmekle çok şey bildiğini sanıp bunu da kendi çıkarı için kullanan

Her türlü bilgiyi insanları kandırmak için kullanan,

Kur’ân’da hârut ve mârut; Hakk yolunda ona sunulan bilgileri kendine menfaat için kullanmış, makam mevki derdine düşmüş, kendini diğerlerinden üstün görmüş, yani kısaca Hakka ait bilgileri kendi menfaatleri için kullanmış kişileri işaret eder.

 

İşte kim ki bu halleri taşıyorsa o hârut-tur, mârut-tur.

 

İşte Kur’ân der ki: Sakın böyle kişilere tâbi olmayın, onlara inanmayın. Onlar, bir kimseye bir şey öğretemezler.

Onlara uyanlar; suretlere düşkünlüğü, ayrımcılığı, zarar vermeyi, ikiliği öğrenirler

Bakara Sûresi 102- Ve şeytani hallerinden başka şeylere tâbi olmadılar. Süleyman mülkün sahibini bilenlerdendi ve Süleyman hakikatleri görmemezlikten gelip örtmedi. Fakat şeytani hallerde olanlar hakikatleri görmemezlikten gelip örttüler. İnsanları öğretme konusunda aldattılar. Babil de harut ve marut adlı üzerlerinde bir güç taşıdıklarını söyleyenler, bir şey sunmuş değillerdir ve onlar bir kimseye bir şey öğretmediler. Hatta dediler ki: Biz sadece deneyeniz, artık bizi reddetmeyin. Onlara uyan insanlar; onlardan suretlere düşkünlüğü, ayrımcılığı öğreniyorlardı. Bir kimse; her şeyde yetkili olan Allah’ı bildiğinde, artık onda hiç bir kimseye zarar vermek olmaz. Onlardan öğrendikleri, kendilerine zarar verecek olan şeyler ve onlara faydası olmayacak şeylerdi. Gerçek olan şu ki; kim hakikatlerinin bilgilerini kendi çıkarları için kullanırsa, sonunda o hakikatlerden bir şey elde edemez. Elbette onların kendi çıkarları için elde ettikleri şey ne kötüdür, keşke bilselerdi.