NEDİR ALLAH

Allah dediğimiz nedir?
Var mıdır, yok mudur?
Varsa nerededir?
Peki yoksa, Allah dediğimiz nedir?
Bedensel bir boyut mudur, bir güç müdür, beyaz bulut misali bir nûr mudur?
Şekli, şemâli var mıdır?

Onu biz mi var ettik, biz mi isimlendirdik?
Korkularımız, ihtiyaçlarımız, sonucu sığınacağımız bir güç mü hayal ettik?
O mu bizi var etti, biz mi onu var ettik?
Bizi var eden kimdir, varsa onu var eden kimdir?

Bu evren nasıl var olmuştur?
Yoksa! Evren hep var mıydı?
Bu evren kendiliğinden mi olmuştur?
Biz nasıl var olduk?
Biz de hep var mıydık?
Bizde mi kendiliğinden oluştuk?
Bu evreni de bizi de var eden midir?
O da var ise, o da var olmuş mudur?
Varsa onu kim var etmiştir?

Evet, neydi Allah?

Hiç görünmeyen midir?
Yoksa! Her an görünüp duran mıdır?
Gökte bir yerde midir?
Yoksa! Her an her varlıkta olan mıdır?
Varlığın dışında mıdır, içinde midir?
Varlığın içini de dışını da saran mıdır?
Şekli, şemâli, gözü, kulağı, bir vücudu var mıdır?
Görür, işitir mi?
Görür, işitirse, görmesi işitmesi nasıldır?
Kızması, öfkelenmesi olur mu?
Onun da bizim gibi ihtiyaçları olur mu?
Gökte midir, yerde midir, nerededir?
Gökte ise, nerededir, evrenin içinde midir, dışında mıdır?
Yalnız başına mıdır?
Yanında yardımcıları var mıdır?

Evet, nedir Allah?

İyiliği de kötülüğü de veren miydi?
Yoksa! Yaptığımız kötülükleri, kötülük de ondan dediğimiz miydi?
Her varlığa bir kader çizmiş ise, varlık da o kaderi mi oynuyordu?
Hâl ve davranışlarımız, amellerimiz, tercihlerimiz, kararlarımız, tembelliğimiz ya da çalışkanlığımız, hep onlarda mı kaderdi?

Küçük bir çocuğa yapılan zulmü, vahşice öldürülen kadına yapılan zulmü de mi o yazmıştı?
Kötülükler nereden geliyordu peki?
Kötülükler bizden miydi, ondan mıydı?

Ona isnat ederek, dinler, peygamberler, kitaplar, cennetler, cehennemler, oluşturduğumuz muydu?
Yoksa! Bunların başka karşılıkları var mıydı?

Allah ismini sunan kimdi, o muydu?
Yoksa! Bu ismi insanoğlu mu koymuştur?
İnsanoğlu neyi gördü de Allah dedi?

Doğumlar, ölümler nedir?
Bu geliş bu gidiş nereyedir?
Bu varlıktaki işleyiş nedir?
Bu nasıl olmaktadır, bunu kim yapmaktadır?
Yoksa! Kendiliğinden mi olmaktadır?

Zamandan önce zaman var mıydı?
Mekandan önce mekan var mıydı?
Bizden ayrı mıydı?
Her an bizimle miydi?

Görünen şu vücudlarımız nasıl çalışmaktadır?
Kalplerimiz nasıl atmaktadır?
Nefes alıp veren biz miyiz?
Kanımız her an nasıl vücudumuzu dolaşmaktadır?
Hücrelerimiz her an nasıl bir işleyişle çalışmaktadır?
Bunlar hep nasıl olmaktadır?
Tesadüfen mi olmaktadır, yoksa bir güç mü yapmaktadır?
Kendi vücudumuza neden hakim değiliz, yaşlanmayı ölümü neden durduramıyoruz, akan zamana neden hükmümüz yok?
Kendi vücudumuzda olan işleyişte bile, zerrece bizim yaptığımız bir şey yok.

Evet neydi Allah?

Var mıydı, yok muydu, Allah dediğimiz neydi?
Neden kendini hiç göstermedi?
Yoksa! Hep gösterip duruyor da biz mi göremiyoruz?

Her inancın, inandığı Allah ayrı mıydı?
Müslüman’ın, Mûsevi’nin, İsevi’nin, Budis’tin vs Allah’ı ayrımıydı?
Her inancın Allah’ı, o inançta olanı cennete alıyor, diğerlerini kâfir sayıyor, onları cehenneme mi atıyordu?
Her inançta olana farklı bir kitap mı sunuyordu?
Kur’ân, Müslüman’ların, İncil Hristiyan’ların, Tevrat Mûsevi’lerin miydi?
Kitaplar tüm insanlara ortak olarak değil de, bir gruba mı gelmişti?
Kendi gönderdiği kitabı koruyamamış, o kitap bozulunca, onun yerine yeni bir kitap mı göndermişti?

Müslüman ülkede doğan bir çocuğa iltimas geçiyor, diğerlerini kâfir mi yaratıyordu?
Ya da diğer inançta olanlara iltimas geçiyor, diğerlerini kâfir mi yaratıyordu?

Evet neydi Allah?

Farklı dinler, inançlar, ibadetler, ibadethaneler sunan mıydı?
Yoksa! Onun adına, farklı dinler, farklı inançlar, farklı ibadetler, farklı ibadethaneler kurduğumuz muydu?
Farklı inançta olanlara, farklı ibadetler öğreten miydi?
Kitap gönderen, sonra da ona bozulmuş deyip yeni bir kitap gönderen miydi?
Cennet, cehennem, huri, gılman, sunan mıydı?
İmam, müftü, papaz, haham, gibi kurumlar sunan mıydı?
Yoksa! Onun adına bunları hep biz mi yaptık?

Kendi elçisi diyerek, insanlar arasından seçerek resûl, nebiler mi gönderdi?
Yoksa! Resûl nebî başka bir mânâ mı içeriyordu?

Erkeği, kadından üstün mü yarattı?
Birini diğerinden üstün mü kıldı?
Kendi yarattığı kullar arasında ayrımcılık mı yaptı?
Kimilerini seven, kimilerini sevmeyen miydi?
Yoksa! Tüm bunları, onun adına kendi inancını üstün görenler mi söyledi?

Evet, neydi Allah?

Kadını insan yerine koymayan mıydı?
Kadını dövdüren, ikişer, üçer, dörder aldıran, cariye olarak sunan mıydı?
İstediğinde boşattıran, yerine yenisi aldıran, kadını eşya yerine koyan mıydı?
Kadınların çoğunu, cehennemlik ilan eden miydi?
Cennette de erkeklere sayısızca sunan mıydı?
Yoksa! Bunlar birilerinin uydurması mıydı?

Evet, neydi Allah?

İstediğine hidayet veren, istediğini saptıran mıydı?
İstediğine çocuk veren, istediğini kısır yapan mıydı?
Kimini zengin kılan, kimini fakir eden miydi?
Kiminin başını örttüren, kimini açık bıraktıran mıydı?
Kimini kâfir ilan edip, cihat adı altında kendi yarattığı kulların katline fetva veren miydi?

Bu kadar savaşı, göz yaşını, aç kalmaları, yoksulluğu, hırsızlığı, hak yemeyi, varlığa zulüm etmeyi, işkenceyi, vahşice öldürülmeleri, insanların mallarına mülklerine, ırzlarına çökmeyi o mu kader olarak sundu?
Yoksa! Bizler mi kaderi zalimce yorumladık?

Hep rahmetten bahseden bir Allah, ufacık bir çocuğa, zalimce öldürülen bir kadına rahmetini çokmu gördü?
Tüm bu zulümler neydi, nasıl yorumlanmalıydı?

Evet, nedir Allah?

Hep bize bilgiler verdiler, her inanç kendine göre yorumladı.
Her inanç kendi inandığı Allah’ı anlattı.
Hep korkular verdiler, emirler verdiler.
Her inancının emirleri farklıydı.
Oysa hiç şahit olmadık.
Hiç görmediğimiz bir Allah’a inandık.
Hiç aramadık, hiç sorgulamadık.
Hiç merakta etmedik.
İşte varlık ortadaydı, görünüyordu.
Vücudumuz ortadaydı, görünüyordu.
Duygularımız vardı, ihtiyaçlarımız vardı.
Doğuş vardı, ölüm vardı.
Geliş gidiş vardı.
Neydi tüm bunlar?

Bu âlem nereye akıyordu?
Bu âlem ne sırları saklıyordu?
Bu âlem nasıl bir âleme dönüşüyordu?
Hiç derinlemesine bakmadık, hiç anlamak için incelemedik.

Neydi tüm bunlar?
Neydi bu görünen âlem?
Nasıl var olmuştu?
Tesadüfen mi oldu, bir güç mü var etti?
O güç âlemden ayrı mıydı, âlem ile aynı mıydı?

Evet, neydi Allah dediğimiz?

Varsa neredeydi, nasıldı, şekli şemâli var mıydı?
Görünen bu âlem onun kendisi miydi?
Yoksa! Bu âlemin dışında bir yerde miydi?
Kendinden kendini mi açığa çıkardı?
Nasıl bir boyutta, nasıl bir şekilde açığa çıkış oldu?

Görünen bu âlemi inkâr etmek mümkün müdür?
Peki görünen bu âlemi anlarsak, neye Allah dendiğini anlayabilir miyiz?
Geçmiş zamanda yaşamış, o derin düşünen kâmil kişiler bu âlemde neye şahit oldular, neyi gördüler?

Evet, Neydi Allah?
İbrânîce’de “Hû” olarak kêlama döküldü.
Arapça’ya “Allah” diye dönüştü?
“Hû” diye söylenmesi mi “Allah” diye söylenmesi mi daha doğruydu?
“Hu” da dense “Allah”da dense neydi Allah?
“Lâ”nın sırrı, “İllâ” nın sırrı neydi?
Var mıydı, yok muydu?
Varsa neredeydi, yoksa Allah denilen neydi?
Hep dillerde söylendi, ama hangimizde şahitlik oluştu?

Evet, neydi Allah?
Yoksa! Biz o muyuz?
Yoksa! O biz mi?
Yoksa! O hiç bir şey mi, o her şey mi?

Evet, neydi Allah?