HİÇLİKTEN HEPLİĞE

Yokluktan varlığa…
Hiçlikten hepliğe…
Bâtından zâhire…

Henüz hiç bir şey yok idi…
Ses yok idi, görüntü yok idi, varlık yok idi, söz yok idi, hiç bir şey yok idi….
Âmâ boyutunda gizliydi…

Âmâ boyutunda bir hareketlenme oldu…
Âdetâ bembeyaz bulutlar gibi bir yapı belirdi..
O bembeyaz bulutlar siyah bulutlara dönüştü..
Ve bir patlama ile âdetâ yıldırımlar oluştu..
O yıldırımlar yağmurlar getirdi..

Görünmez görünür olmaya başladı…
Hiçlikten hepliğe bir dalgalanma oldu, bir yürüyüş oldu..
Yokluktan varlığa bir filizlenme oldu..

Ve yaşam oluştu, bedenler göründü…
Filiz dal oldu, yaprak oldu, çiçek oldu, ağaç oldu…
Her şey bedenlere dönüştü…
Tohumdan tohuma akış oldu..

Tohumdaki öz zâhir oldu…
Zâhir yürüdü tohum oldu.
Hiçlikten hepliğe, heplikten hiçliğe akış oldu…
Hâlâ da olmakta….
Evvelden âhire, âhirden evvele akıp gitmekte…
Zâhirden bâtına, bâtından zâhire olup durmakta…

Âmâ, hiçlik boyutu idi…
Bembeyaz bulutlar, Nûr boyutu idi…
Siyah bulutlar, Rûh boyutu idi, tohum boyutu idi…
Patlamalar, tecelli boyutu idi…..
Yağmurlar, yaşam boyutu, hayat boyutu, açığa çıkışın başlama boyutu idi…
Bedenler, beşer boyutu, toprak boyutu idi..

Âmâ, Nûr, Rûh boyutu: Ûlvî âlem boyutu, Semâ boyutu idi..

Patlamalar, yağmurlar, yaşam, bedenler: Arz boyutu, yer boyutu, yeryüzü, toprak yani dünya boyutu idi.

Her şey hiçlikten hepliğe, “Arz” edilmişti….
Boşuna yer denmemişti, açığa çıkan her şey, yani arz edilen her şeyi, ûlvî boyut yerdi, yani içine çekerdi.
Ölüm denilen şey, ûlvî âleme çekilişti, başka bir şey değildi

Her şey, Ûlvî âlemden yansıyan bir nûrla başladı.
Sonsuzluğa akıp giden o nûr ışığa dönüştü.
O ışık içinde hayat taşıyordu.
Bütün her şey O’ndan açığa çıktı ve O’na dönmekte.
İşte “O” “Hû” idi…

Ve her şey, tüm sırlar İnsan’da toplandı.
İşte İnsan “Hû” idi.

İnsan, görünen görünmeyen tüm âlemlerin sırrı idi.
İnsanın ten ciheti, tüm sırlara açılan kapı idi.
İnsan kendi kapısından kendi vücud şehrine sülûk etmeliydi.

Târık Sûresi:

1- Ûlvî Âlem ve ondan yansıyan nûra.
2- İdrak ettin mi o güçlü nûrun ne olduğunu?
3- Sonsuzluğa akıp giden içinde hayat taşıyan o ışığı.
4- Bütün nefisler onunla korunur.

Gel kardeş, yer çekiminde kalma, dünyaya esir olma.
Gel kardeş, gök çekimine kapıl ve kendini keşfet, kendini seyret.

Bak, su damlacıkları varlığından geçip, gaz haliyle göğe çekilmekte ve bulutlar olarak görünmekte. âdetâ Nûr olarak görünmekte.
Gel sen de varlığından geç, aslın olan Nûr’u farket.

Gel kardeş, kendindeki nûru fark et….

Ama sakın unutma ki sen:
Varlık boyutunda yaşamaktasın.
Bir ten vücudu taşımaktasın.
Yemek, içmek, dışkılamak, uyumak zorundasın.

Ve unutma ki sen:
Bir gayeyle yaratılmışsın..
Yaratılışın gayesini bul ve sorumluluğunu yerine getir.
Bak gözün görmek için, kulağın işitmek için yaratıldı.
Her organın, her hücren bir şey için yaratıldı.
Sen de bir şey için yaratıldın.
Yaratılışının gayesini bul.
Ben niçin yaratıldım sorusunun cevabını,vücudunun sesini dinleyerek bul.

Sakın ben hiçim, ben yokum deme.
Sen varlık boyutunda yaşamaktasın.
Ve sen, sorumluluk alanında yaşamaktasın.
Sen ilâhî şuuru anlamak durumundasın.
Sen tüm sırları kendinde görmek durumundasın.

Hiçlik, yokluk boyutu; sözün, sesin, görüntünün, hiç bir şeyin olmadığı boyuttur.
Makamların nihayetidir.
Zâhirin âhiretidir.
Ağacın tohum boyutudur.
Râhmanın Râhim boyutudur.

Yokluktan varlığa, varlıktan yokluğa, aktı âlem
Hiçlikten hepliğe, heplikten hiçliğe, gitti âlem.
Bâtından zâhire, zâhirden bâtına, bâktı âlem.
Bir vardı, bir yoktu, varlık yokluk “Hû” idi âlem.

HAKK

Tenin toprak değil senin
O da nûrdur bilir isen
Tüm varlığın Hakk’tır senin
Tende cânı görür isen

Hakk kapısı senin tenin
Edep ile gelir isen
Cümle sırlar hepsi senin
O kapıdan girer isen

Hakk’ın evi senin gönlün
Onu temiz eyler isen
Hakk’ı söyler gönül dilin
Sen dünyadan geçer isen

Cennet denen huzûr senin
Can şehrine varır isen
Cümle makâm hepsi senin
Nûrdan nûra akar isen