MÛSÂ’NIN ASÂSI EJDERHA MI OLDU

Eskiden Bilge kişilere neden asâ verilirdi?

Bilgelik yolunda eğitim gören ve eğitimini başarı içinde tamamlayan ve edep içinde olanlara neden asâ verilip” haydi git ve bu hakikatleri insanlara anlat” dendi?

Mûsâ’nın asâsından maksat nedir?

Mûsâ’nın Tuva dağında Hakk’ın huzurunda bıraktığı asâ neydi?
Ve tekrar alınan asâ neydi?
Mûsâ asâyı bıraktığında neden tedirgin oldu?
Mûsâ’ya yol gösteren asâ neydi?

Firavunun sarayında değnekler atıldı, değnek yılan ya da ejderha mı oldu?
Ve Mûsâ’nın ejderhası, firavunun din adamlarının yılanlarını mı yuttu?

Firavunun din adamlarının attığı değnekler yılan mı oldu?
Mûsâ’nın bıraktığı değnek ejderha mı oldu?

Nedir bunun hakikati?
Nedir buradaki sırlar?

Asâ’dan maksat nedir?
Asâ bildiğimiz odundan yapılan bir değnek midir?
Yoksa asâ denilen şey, kişinin dayandığı, savunduğu bilgiler midir?

Tevrat:
“Ve Rab ona dedi ki: ‘O elindeki nedir?’ Ve o dedi ki: ‘Asâ’ Ve O dedi ki: ‘Yere at onu …’ ve o bir yılan oldu ve Mûsâ ondan kaçtı.” (Mısır’dan Çıkış 4)

Tevrat: “Aron’un (Harun) asâsı filiz verdi.”

Hep toplumda, asânın yılana ya da ejderhaya dönüştüğüne inandık.

Peki nedir asâ hakikati.

Mûsâ’nın Tuva’da bıraktığı asâ; onun dayandığı, bildiği bâtıl bilgilerdi, atalarından gelen inançsal bilgilerdi.

Tekrar aldığı asâ ise, ilimden gelen hakikat bilgileri idi, İlm-i Tevhîd bilgileri idi.

Hârûn’nun asâsısın filiz vermesi; Bilge kişilerin aktardığı bilgiler, irfâniyetin yolunu gösterir, anlamındadır.

Neml sûresi 10- “Kendi dayanağın olan bildiklerini, taşıdıklarını bırak. Böylece o, kendi bildiklerinin, taşıdıklarının onu nasıl kötü hallere sürüklediğini anladı” ….

Kutsal Tuva dağı, birlik yoludur.
Tuva kelimesi; birlik, bütünlük, Tevhîd demektir.
Tevhid yolu, kişinin vücududur.
Kişinin vücudu, tüm Tevhîd sırlarının şehridir.

Bir kişi Tehvîd yoluna adım atabilmesi için; bâtıl olan, ayrımcılık veren, kendi yolunu inancını üstün gösteren tüm bildiklerini bırakmalıdır.

O bildikleri bırakılmadan, Tevhîd yolunda kâmil kişi, ona Tevhîd dersleri veremez.

Mûsâ’nın bıraktığı asâ, atalardan gelen aslı olmayan, zulme yol açan bâtıl bilgilerdi.

Mûsâ’nın tekrar aldığı asa, bir Mürşid-i Kâmil’den alınan hakikatin ilmi bilgileridir.

Mevcut meâller:
A’râf Sûresi 107: Bunun üzerine Mûsâ, asâsını yere bırakıverdi, o da birdenbire kocaman bir ejderha kesiliverdi.

Şuarâ Sûresi 32: Bunun üzerine Mûsâ asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.

Fe elka: bıraktı, sundu, bıraktı, ortaya koydu, açıkladı
asa hu: taşıdığı, dayandığı, bildiklerini,
fe iza hiye: böylece, o zaman, o
seaben mubin: akıtmak, sel yolu, bir irfan içinde anlattı, ejderha

Tevhîd-i Kur’ân Meâli 32- Böylece o bilip taşıdıklarını sundu, böylece onu bir irfan içinde ortaya döktü.

Tâ-Hâ Sûresi 20 de geçen “Hayyatun” kelimesi neden “yılan” diye çevrilir.

A’râf sûresi 107 de geçen “Suaba” kelimesini de neden ”yılan” ya da “ejderha” diye çevrilir?

Hayyetun kelimesi ” حَيَّ ” “Hay” kelimesinden geliyordu.

Hayyetun: Yaşayan, yaşam, canlılık, hareketli olan, dirilik, terzi, yılan, hayvanlaşma gibi anlamlara geliyordu.

Tâ-Hâ Sûresi 20:
Diğer Meâller: “Hemen attı. Bir de ne görsün, o akıp giden bir yılan oluvermiş!”

Tevhîd-i Kur’ân Meâli: “Böylece o bilip taşıdıklarını bıraktı. Artık o yaşamın hakikatini arayan olmuştu.”

Suaba- Seaben mubin” ثُعْبَانٌ ” kelimesi ise : akıtmak, sel yolu, ejderha, apaçık delillerle anlatmak, gibi anlamlara geliyordu.

A’râf sûresi 107:
Diğer Meâller: “Bunun üzerine Mûsâ, asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha.”

Tevhîd-i Kur’ân Meâli: “Böylece o bilip taşıdıklarını sundu, böylece hakikatleri apaçık delillerle bir irfan içinde anlattı.”

Firavunun sarayında Mûsâ; firavunun din adamları denilen kişilerle ilmi bir mütâlaa-ya girişti.
Ve ilmi olarak, tüm delillerle hakikatleri ortaya döktü.

Firavunun din adamları, duyumlara dayalı, aktarımlara dayalı, şahsi çıkara dayalı bilgiler ortaya koydular.

Ve ilimden gelen delile, ispata dayalı bilgiler, bâtıl alanı durdurdu.

Ve firavunun din adamları, Mûsâ’nın ortaya koyduğu hakikatlerin daha ilimsel olduğunu, kendi bildiklerinin daha zayıf, asılsız olduğunu anladılar.

A’râf sûresi 109:

Kâle el meleu: dedi, ileri gelenler, din adamları, bilgili olanlar
min kavm firavn: kavim, kimseler, firavun, kibirli olan,
İnne haza: doğrusu, bu,
le sahır: sihir, etkileyici, tesirli, maskara,
alim: bilen, ilmin sahibi

109- Firavun kavminin din adamları dediler ki: Doğrusu bunun bildikleri etkileyicidir.

109. ayette “alim” kelimesi tüm ipucunu veriyor.

Yapılan şey, bir mecliste hak ile bâtılın bilgisel mücadelesi idi…

Hak bilgiler, ilme dayalı bilgilerdi.

Bâtıl bilgiler, duyuma dayalı, aktarıma dayalı, şahsi çıkara dayalı, asılsız bilgilerdi.

Hakikat her zaman ilmin içindedir.

İlim her zaman varlık sayfalarının içinde satır satır yazılıdır.
Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematik o ilim şehrinin delilleridir.

Tâ-Hâ Sûresi:
64- Artık sizler tartışmak için toplanın, sonra saflar halinde olun ve kim o zaman üstün gelirse zafer onundur.
65- Dediler, ya Mûsâ, önce sen mi bildiklerini ortaya koyacaksın yoksa biz mi koyalım?
66- Mûsâ dedi ki; hayır siz ortaya koyun. Lâkin onların bağlandıkları şeyler ve taşıdıkları, etkilendikleri şeyler bir hayalden ibaret, bir arayıştan ibaret.

Tâ-Hâ Sûresini incelediğimizde anlıyoruz ki, aslında yapılan şey, bir mecliste ilmi bir tartışma idi.

Mûsâ, ilme dayalı bilgileri bir bir ortaya koydu.

Firavunun din adamları denilen kesim de, kendi bilgilerini ortaya koydu.

Sonuçta anlaşıldı ki, Mûsâ’nın ortaya koyduğu bilgiler, Tevhîd hakikatleri idi.

Firavunun din adamları, Mûsâ’nın ortaya koyduğu bilgilerin daha delile dayalı, ispata dayalı olduğunu anladılar ve teslim oldular.

İşte anlıyoruz ki;

Asâ’dan maksat: Bilgisel alandır.

Bilgi vardır, kişiyi şeytanlaştırır.

Bilgi vardır, kişiyi insanlaştırır.

Kişi kendini şeytanlaştıran bilgiyi bırakmalı, kendi insanlaştıran bilgiye sarılmalıdır.

Bâtıl olan, ayrımcılık getiren, zulüm getiren, üstünlük getiren, bilgiler terk edilmelidir.
Çünki bâtıl bilgi, kişiyi firavunlaştırır, şeytanlaştırır.

Tevhîd şuuruna ulaştıran, birlik getiren, şefkat getiren, sevgi getiren, varlığın özünden gelen hakikatin bilgileri alınmalıdır.
Bu bilgi de, ilimden gelen bilgidir.

Bilinmelidir ki: İlim üzere olmayan her kişi mağlup olmaya mahkumdur, kaybetmeye mahkumdur.

Varlığın varoluşunun sırrı ilimdir.

İlim ifade etmeyen şeylerin peşine düşmemeliyiz.

İlimden gelen Fen dediğimiz; Fizik, Kimya, Biyoloji, Metamatik her zaman asâmız olmalıdır.

Bilmeliyiz ki Allah hakikati ancak ve ancak ilim ile idrak edilir.

Edep içinde olan ilimle tanıştırılır.

İlim tüm kapıları açan bir anahtardır.

İlimsiz yol kişiyi şeytanın kucağına düşürür.

İlim ve irfân kişiyi hakikatle tanıştırır.

“İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Ya nice okumaktır”

“Dört kitabın mâ’nisi,
Bellidir bir elifte,
Sen elifi bilmezsin,
Bu nice okumaktır” Yunus Emre