KALBE İŞLEYEN AŞK

Yûsuf Sûresi 30- “Şehirdeki bazı kadınlar: Vezirin hanımı, yanındaki gençten etkilenip onu elde etmek istemiş, onun aşkı kalbine işlemiş, biz onu apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz, dediler.”

Aşk sapıklık olabilir miydi hiç?

Züleyha’nın gönlündeki aşkı kim anlayabilirdi?

Şehrin kadınları olayı duymuş, Zeliha ile alay etmişlerdi.

“Vezirin hanımı, yanındaki gençten etkilenip onu elde etmek istemiş, onun aşkı kalbine işlemiş, biz onu apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz” demişlerdi.

Kalbe işleyen aşk, nasıl apaçık bir sapıklık olabilirdi?

Züleyha gibi aşkı tatsalardı, hiç böyle diyebilirler miydi?
Züleyha’ya dost olsalardı, onu kınayabilirler miydi?

Aşktı bu, tadan anlardı.
Aşktı bu, yanan anlardı.
Aşktı bu, Yûsuf’u gören anlardı.

Evet, aşk kalbe işlerdi, kalbi sarardı, dünyayı unuttururdu.
Yûsuf’a secde ettirirdi.
Gömleğini arkadan yırttırırdı.

Züleyha olmak kolay mıydı?
Yûsuf’a yanmak kolay mıydı?

Aşk günah olabilir miydi?

Hele Yûsuf’a olan aşk, en kutsal olan değil miydi?

Yûsuf’un aşkı bedenden geçirirdi, kendini unuttururdu, secde ettirir, Yûsuf Yûsuf diye inletirdi.

Yûsuf cândı.
Yûsuf cânandı.
Yûsuf’u cemâldi.

Yûsuf’u görenler kendilerini unuttular, ellerini kestiler, canları bile yanmadı, çünkü cân Yûsuf’tu.

Meyve kesiyor sandılar, ellerini meyve sandılar, ne bıçağı gördüler, ne de ellerini, Yûsuf’u gördüler her şeyi unuttular.

Hani aşk sapıklıktı.
Hani aşk günahtı.

Yûsuf’u gören kendini unuttu, adını unuttu, ellerini unuttu, işlerini unuttu, dünyayı unuttu.

Yûsuf aşkı kalbi sarmıştı, hiç sapıklık olabilir miydi?

Yûsuf’u gören, gayrısını görmedi
Yûsuf’dan gayrısı yoktu, her yer O’nun cemâli oldu.

Yûsuf göründü, bedenler unutuldu.
.
Yûsuf göründü:
Nefesler tutuldu.
Eller kesildi.
Diller tutuldu.
Gözler kamaştı.
Bedenler unutuldu.

Yûsuf’tu bu Yûsuf, cân Yûsuf.

Onu görenler “bu bir beşer olamaz” dediler.
Zaten, beşer olan onu göremezdi.

O zâten bir beşer değildi, o bir cândı.
O bedenleşmiş bir cândı.

Züleyha olan onu görebilirdi ancak.
Yani zül olan onu görebilirdi.
Yani aşkından zül olan görebilirdi.

Yûsuf’a tutkuyla bağlanan Züleyha kendini Yûsuf’un aşkına hapsetmişti.

Herkes zannediyordu ki, Züleyha Yûsuf’un bedenini istiyordu.
Oysa o, Yûsuf’un aşkını istiyordu.

Çünkü kendisi aşk hapishanesine düşmüştü, aşk hapishanesinin adı Yûsuf idi.

O aşk onu zelil etmişti, zül etmişti.
Onun için adına “Züleyha”demişlerdi.

Aşkında züll olan bir Züleyha, yani aşk zilletine düşen, içindeki aşk yüzünden hâkir düşen, zelil olan bir Züleyha, kendini unutan bir Züleyha.

Gözü, gönlü Yûsuf’dan gayrısını görmeyen bir Züleyha.
Ki o aşka secde eden bir Züleyha.

Bu tensel bir hevâ değildi, cânda cân olunan bir aşktı.

Bu aşkı ancak Züleyha olan anlardı.

Yûsuf’u Yûsuf yapan bu aşk değil miydi?

Aşk günah olur muydu hiç?
Aşk sapıklık olur muydu hiç?

Aşk kalbi saran bir ateşti.
Aşk bedeni unutturan bir ateşti.
Aşk secde ettiren bir ateşti.

Aşk Yûsuf’tu.
Yûsuf aşktı.