ÜÇ AYLAR

Toplumda haram aylar ve kutsal aylar diye konuşulan bilgiler vardır.

Haram aylar denilen aylar; zilkade, zilhicce, muharrem ve receb ayları diye söylenir

Kutsal aylar denilen aylar; recep, şaban, ramazan ayları, diye söylenir.

Hemen şu soru sorulabilir: Diğer ayların yanında bu aylar, Allah’ın indinde daha mı kutsaldır?

Toplumda üç aylar başladı, haram aylar başladı diye, oruçlar tutulur, ibadetler yapılır, zikirler çekilir, dualar edilir.

Üç aylar kutsal diye bilinir.

Hatta, Recep ayı Allah’ın ayıdır, Şâban Hazreti Muhammed’in ayıdır, Ramazan ümmetin ayıdır, sözü söylenir durur.

Peki, bu sözlerin aslı var mıdır?

Araştırmacıların tuttuğu tarihsel kayıtlara baktığımız zaman, bunun aslının olmadığına ya da zayıf olduğuna rastlıyoruz.

Bazı araştırmacılardan tarihsel örnekler şunlardır:

Aslı yok diyen:

Resûlullah’a isnat edilen, “Receb Allah’ın ayıdır, Şâban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır” rivayetinin ise aslı bulunamamıştır (Süyûtî, s. 114).

Zayıf diyenler:

Receb ve şâban aylarının fazileti hakkında kaynaklarda mevcut rivayetlerin çoğunun uydurma, önemli bir kısmının zayıf olduğunu ifade etmektedir. Resûl-i Ekrem’in receb ayı girdiğinde, “Allah’ım, receb ve şâbanı bize mübarek kıl ve bizi ramazana ulaştır!” şeklinde dua ettiği yolundaki rivayet (Taberânî, el-Muʿcemü’l-evsaṭ, IV, 189; Ebû Nuaym, VI, 269; ayrıca bk. Müsned, I, 259) zayıf kabul edilmektedir.

Araştırmalarda görüyoruz ki üç ayı diğer aylardan ayırmak doğru değildir.

Şöyle mantık yürütebiliriz ve doğru olmadığına ulaşabiliriz.

Recep, Allah’ın ayı ise, diğer aylar kimin ayı?

Recep, şaban, ramazan kutsal ise, diğer aylar kutsal değil midir?

Hazreti Muhammed’in, bu üç ayı diğer aylardan ayırması düşünülebilir mi?

“Her günü değerli bilin, ilim öğrenin, tefekkür edin, her gün çalışın, üretin, günlerinizi ziyan içinde geçirmeyin” diyen o güzel insan, üç ayı diğer aylardan, bir günü diğer günden üstün gösterebilir mi?

“Siyahın beyaza, beyazın siyaha üstünlüğü yoktur, birbirinizde üstün değilsiniz” diyen o güzel insan, bir ayı diğer aylardan üstün tutabilir mi?

Araştırdığımızda anlıyoruz ki; Hazreti Muhammed öncesi de, haram aylar ve üç aylar kutsal biliniyordu.

Peki, neden üç aylara kutsal aylar denilmiştir?
Neden dört aya, haram aylar denilmiştir.

Bu aylarda savaşılmaz denilmiştir?

Bunu birileri düzenlemişse, belli ki niyeti insanların savaşmaması, birbirini öldürmemesidir.

Fakat ne yazık ki, Kur’ân meâllerinde, mantığa uymayan, çevrimlere rastlıyoruz.

Kur’ân’da; “Öldürmeyin” “Zulüm etmeyin” “Bir kişiyi öldüren tüm insanları öldürmüş gibidir” ayetlerine rastladığımız halde, bazı ayetlerde tam tersine rastlayınca, düşünmeden edemiyoruz.

“Bu haram aylar çıkınca müşrikleri nerede görünce öldürün” ne demektir?

Bu aylarda, savaşmak, öldürmek, zulüm etmek yasak edilip, bu aylar çıktıktan sonra öldürmenin serbest bırakılması nasıl olabilir?

Tevbe Sûresi 5:
Mevcut meâl çevrimleri: “Haram aylar çıkınca, Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün”

Mekke’li müşriklerde de ve daha öncesinde de, üç aylar kutsadır bahsine rastlıyoruz.

Tarihsel olarak araştırdığımızda, Hazreti İbrâhîm’e kadar gittiğine rastlıyoruz.

Bu ayları tarihte ilk başlatanın, Hazreti İbrâhîm olması kuvvetle muhtemeldir.

Hazreti İbrâhîm; insanların her gün savaştığı, her gün birbirini öldürdüğü bir dönemde kutsal aylar diyerek insanların dört ay birbirini öldürmesini, savaş yapmasını engellemiş olabilir mi?

Hazreti İbrâhîm’in bu ayları kutsal ilan ederek, savaş yapmanın, öldürmenin, zulüm etmenin haram olduğunu ilan etmesiyle bu aylar oluşturulmuş olabilir mi?
Ve savaşmamayı on iki aya yaymak istemiş olabilir mi?

Buradaki maksat, barış ve huzurun oluşturulması gayretidir.
Ve bu gayretin on iki aya yayılmasıdır.

Hazreti İbrâhîm’den sonra da devam eden, kutsal denilen bu aylarda, kimse kimseye saldırmaz, hiç bir varlığa bilerek zarar verilmezdi.

Hatta kişi babasının katilini görse bile, bu aylar kutsal deyip ona saldırmazdı.

İncelediğimiz de görüyoruz ki, Hazreti İbrâhîm’in ana maksadı barış ve huzuru yani İslam’ı oluşturma gayesidir.

Hazreti İbrâhîm’in evi ve okulu olan “Kâbe” okulunda, kendini bilme eğitimleri veriliyordu.
Bunun ispatı Hacc Sûresi 27. âyettir, “Yetûke- Sana gelsinler”

Hacc sûresi 27: “Allah’ı tanımak için arayışta olan insanlara ilan et. Toplumda ileri gelenler ya da bir zayıflık içinde olanların hepsi, bir tasa içinde inceden inceye araştıranların hepsi sana gelsinler.”

Devrin Müşid-i Kâmil-i Hazreti İbrâhîm’di, ona gitmekteki maksat, kendini bilmek, Allah hakikatine ermekti.

Hazreti İbrâhîm:
Kendi aslını bilmek,
Varoluşu ve Varedeni anlamak,
Varlığın işleyişini, varlığın birbiriyle bağını görebilmek,
Allah nedir? Sorusun cevabının yerinin, insanın kendi vücudu olduğunu bildirmek,
Ve sonuçta “İslam” yani barış ve huzuru, gönüllere yerleştirme, eğitimleri veriyordu.

İşte, Hazreti İbrâhîm; savaşmayı, öldürmeyi, zulüm etmeyi durdurmaya çalışıyor, insanların barış ve huzur içinde yaşamasının temellerini oluşturmaya çalışıyordu.

Üç aylar, haram aylar dediğimiz oluşumu, çok iyi okumaya çalışmalıyız.

Asıl maksadı anlamadığımız müddetçe üç aylar, içi boş bir adetten başka bir şey haline gelmez.

Hazreti İbrâhîm, gece gündüz gönüllere İslam’ı yerleştirmeye çalışmıştır.

İşte, anlıyoruz ki haram aylar, üç aylar, Hazreti İbrâhîm’in, insanların birbirlerine zulüm etmesini sona erdirme gayretidir.

Yoksa bir ay diğer aydan, üstün değildir, faziletli değildir.
Bir gün diğer günden, üstün değildir, faziletli değildir.

Allah’ın indinde her an, her gün kutsaldır.

Her anımızı kıymetli bilmeliyiz.
Her günümüzü ilim, irfan içinde geçirmeliyiz.

Aklımızı gönlümüzü, hurafelerden, asılsız şeylerden temizlemeye gayret göstermeliyiz.

İyi insan olmaya çalışmalıyız.

Her gün, varlığın hakikatlerini anlama gayreti içinde olmalıyız.

Allah’a dua günü, ibadet günü diye bir şey olamaz.

Her an Allah’a dua da edebiliriz, ibadet de edebiliriz.